(Konuk Yazar: Begüm Yüksel)

Klasikleşmiş Liderlik Tanımının Ötesine Geçin!

… Liderliği yeni özelliklerle tanımlayın.

Liderlik dünyadaki en çok gözlenen ancak en az anlaşılan fenomendir’

James MacGregor Burns (1978)

Liderlik denildiğinde muhtemelen akla gelen ilk soru ‘Bir lideri iyi bir lider yapan özellikler nelerdir?’ Bu soruya cevap olarak sayısız teori bulunurken, en iyi bilinenlerinden biri ise ‘Büyük İnsan Teorisi’ belirli kişilik özelliklerinin bir insanı iyi lider yapabileceğini söyler. Bunlardan bazıları dışadönüklük, sorumluluk duygusuna sahip olma, uyum sağlayabilme ve deneyimlere açık olma olarak sıralayabiliriz.

Peki bu özellikler dışında ne olabilir?

Evet herkesin aklında lider denilince hemen akla gelen özellikler var. Ancak buna yeni bir yorum katacak bir alan ülkemizde gelişiyor: Nörobilim. Nörobilim klasikleşmiş psikoloji konularına yeni bir tat katıyor, işin içine sinir sistemi ve beyini ekliyor. Yani liderliği yalnızca konuşmakla kalmayıp onu görebiliriz!

Nörobilim araştırmacıları liderliğe yeni bir konseptle yaklaştı ve ‘Çevik Lider’i buldu.

sinirbilim liderlik

Nedir bu Çevik Lider?

Çevik lideri bir kişinin benliğindeki zenginlik ve komplekslik olarak tanımlayabiliriz. Benliğin daha kompleks bir yapıda olması (farklılaştırma ve bütünleştirme gibi özelliklere sahip olunması) aynı zamanda kişinin uyum yeteneğinin artmasını sağlıyor. Uyum sağlamak liderler için önemli bir yetenek çünkü çoğu karar verme durumu katı bir şekilde doğru olana bağlı kalmaktansa adaptif bir cevap vermeyi gerektiriyor.

Gelelim beyin kısmına. Kişinin benliğiyle ilgili çoğu parçanın beynin frontal korteks denilen kısmında olduğu söylenir. Frontal korteks beynin ön kısmında yer almakta olup birçok kompleks beyin işlevini barındıran bir bölümdür. Örneklemek gerekirse beynin yürütücü işlevleri olarak adlandırdığımız planlama, dikkati odaklama gibi aktiviteler ve bellek ile ilgili aktiviteler burada bulunur. Bunlar ve daha nice frontal korteksle ilişkili işlev kişinin benliğinin oluşumunda büyük bir rol oynuyor. Kısacası, çevik lideri kişinin benliğindeki zenginlik ve komplekslik olarak tanımladığımıza göre o zaman şöyle bir çıkarımda bulunabiliriz:

Çevik Lider = Kompleks Frontal Korteks Organizasyonu

Konuyla ilgili çalışmalar da bu varsayımı desteklemekte. Yapılan bir araştırmada çevik liderlerin adaptif düşünme, kararlılık ve pozitif eylem yönetimi gibi yeteneklere daha yüksek oranda sahip oldukları bulunmuş ve buna paralel olarak frontal loblarda da daha fazla aktivasyon açığa çıkmış.

Görüldüğü gibi nörobilim dünyamızda yeni bir alan olarak hızla gelişiyor ve yaptıkları çalışmalar ise psikolojinin birçok alanına dahil oluyor. Sosyal psikoloji alanı ise bunlardan sadece biri. Bu çalışmalar klasik algıları yıkıp, insan beyni ile ilgili ana soruyu meydana getiriyor. Beyni değiştirebilir miyiz?

(Konuk Yazar: Begüm Yüksel‘e katkıları için teşekkürler)

Hyperloop’un Kurucusu Bibop Gresta’dan Öğrendiklerim

Hikaye şöyle başlıyor. Elon Musk dünyayı değiştirmek ister ama yeterince zamanı yoktur. SpaceX, Tesla, SolarCity derken takvimi dolmuştur. Demiryolu ulaşımını Hyperloop ile değiştirmek ister. Bunun nasıl yapılabileceğine ilişkin bir whitepaper yazar ve girişimcileri işe girişmeye davet eder. Destekleyeceğini de baştan açıkça ortaya koyar.

Hyperloop

Hyperloop, yerin derinlerine açılmış tünellerle kapalı sistem içerisinde uzun mesafeler katedecek araçlar oluşturmak ister. E bu bildiğin metro? Değil, çünkü bildiğimiz tren ve metro hattındakinden farklı olarak Hyperloop’da tren raylara temas etmez. Temas yok, sürtünme yok, enerji kaybı yok.
Ha bir de daha hızlı. Saatte 1200 KM hıza ulaşacak kadar hızlı! Karşılaştırma yapmak gerekirse yolcu uçakları ortalama saatte 700 KM hızla gider. Hyperloop ile İstanbul – Ankara arası ne kadar sürüyor derseniz… Cevap, 22 dakika!

Bibop Gresta ise Hyperloop Transport Technologies şirketinin kurucusu. Bu hayale inanıyor. Musk’ın desteğini de arkasına almış. Kendisini bugün smartcon2017’de tanıdım. Önemli birkaç mesajı var. Ve bu mesajlar Hyperloop’un teknolojik detayları ile ilgili değil “girişimcilik” ile ilgili.

  1. “Don’t Raise Capital, Raise People!” Yani finansal yatırım peşinden koşma, işe inanan ve o işi büyütecek insanların peşinden koş.
  2. Dünya tarihindeki en büyük yenilik, startup’ların hiç sermayesi olmasa bile ortak bir hayal etrafında insanları toplama gücüne sahip olması.
  3. Artık insanlar şirketleri birlikte inşa ediyorlar. Ortada bir kuruş başlangıç sermayesi olmasa bile, insanlara doğru hisse dağılımı yaparak, gelecekte işin büyüyeyeceğine olan inancı (ve bazen de Dünya’ya faydasını) canlı tutarak, vizyon yaratarak birlikte üretmek, değer yaratmak ve birlikte büyümek mümkün. Artık insanlar işe inandıklarında bu riski alıyorlar. Hyperloop bunun somut örneği olmuş.
  4. Startup’lar geleceği inşa etme makinaları, ve gittikçe karmaşıklaşıyorlar. Daha karmaşık, nüanslı, yaratıcı ve inovatif şirketler aynı şekilde inovatif üretme ve işbirliği modelleri gerektiriyorlar. (e-ticaret benzeri bir iş hiyerarşik bir yapıyla çalışırken, yeni fikirler yeni işbirliği modelleri gerektiriyor.)

Özetle, geleceği inşa etmek için startuplara, startupları yaşar ve büyür hale getirmek için insanlara, insanların verimli ve tutkulu çalışmasını sağlamak için de paylaşacağımız gelecek hayallerine ihtiyacımız var.

İşin güzel tarafı, ürettiğiniz hayali o ürün veya hizmetin kullanıcıları da paylaşıyorsa, yani onlara değer yaratbiliyorsanız, çok da iyi maddi gelir elde edebiliyorsunuz. Daha da güzeli, yüksek gelir elde etmeseniz bile kesin olan bir şey var ki; yenilikçi şeyler üretmiş olmak, mutluluk ve anlam arayışı için en güzel çözüm.

Öğrenmeyi seven iki kişi olarak yola çıktık.

Şuna yürekten inanıyoruz: Güçlü fikirler davranış değiştirir.

Farklı hikayelerden geliyor olmamıza rağmen ortak değerlerle HerGünÖğren projesine olan inancımızda birleşiyoruz. E-öğrenme dediğimiz bu yeni alanın, herkesin öğrenme deneyimini değiştireceği düşünülüyordu. E-öğrenme tüm problemlerin çözümü, herkesin kurtarıcısı olacaktı. Az kişiyle ve sınıf içinde “hoca”nın ağzından çıkanlarla olan bilgi transferini kitlelere yayacaktı. Her yerden, her zaman diliminde, kişinin ihtiyaçlarına ve ilgi alanlarına özel, “terzi dikişi” bir öğrenme deneyimi sağlayacaktı. Ne yazık ki, bu vaatler boşa çıktı.

HerGünÖğren şu aşamada okul çağında olanlara değil, şirketlerde çalışanların gelişimine yani “yetişkin eğitimine” odaklanan bir çalışma. (Bakarsınız gelecekte okul çağındakilere de faydalı içerikler üretiriz, ancak hepsi adım adım!)

Şirket çalışanlarının öğrenme deneyimini nasıl yaşadığına baktığımızda iki büyük problem görüyoruz.

Problem 1

Yüzyüze sınıf için eğitim çok değerli, ancak zamanı iyi kullanamıyor, yeterince kişiye erişemiyor ve günlük hayatın içine girerek davranış değiştiren tam bir öğrenme yaratamıyor.

Problem 2

Mevcut e-öğrenme deneyimleri sıkıcı, kendini tekrar eden, kalitesi düşük ve izleyicinin zamanını iyi kullanmayan ürünler. Şu anda hemen hemen tüm kurumlarda şunu görüyoruz: Eğitim içerikleri bir tür eğitim ambarına yığılı halde durur ve şirket çalışanlarının aklına gelip de kendisini geliştirmek için girmesi beklenir. Gerçek hayatta ise bu davranışı görmüyoruz. Bu biraz içerik, biraz sunum, biraz da genel öğrenim zamanlaması tasarımı ile ilgili bir durum.

Özetle bu konu bir tasarım problemi!

HerGünÖğren Video e-öğrenme

Biz de yepyeni bir öğrenme tasarımı ile, her şeyi sıfırdan tasarlayarak yoğun, yalın, faydalı ve güçlü fikirleri zihinlere kazıyacak bir dünya kurduk. En önemlisi bunu “insan nasıl öğrenir?” sorusunun bilimsel cevaplarından yola çıkarak yaptık. Alışkanlık kazanmak en az 21 gün gerektirir, bu yüzden bir konuya 21 ayrı video ile yaklaşıyoruz. Bir insanın gün içinde öğrenebileceği bilgi sınırlıdır, akılda kalan da sınırlıdır. Bu yüzden kabı dolduracak ama taşırmayacak kadar bilgiyi “her gün” veriyoruz. Modern çalışanın okumaya zamanı yok, bu yüzden konumuz ne ise, o konudaki Dünya’dan en kuvvetli kitapları, makaleleri düşünceleri alıyoruz ve videoların içeriğinde bu “özü” kullanıyoruz. Bir nokta daha! Bu kadar bilgi karmaşasının olduğu bir Dünya’da belki de yaptığımız en önemli şey, hangi kitapların ve hangi düşüncelerin “yeterince iyi” olmadığını filtrelemek ve böylece bir tür en iyiler kürasyonu yapmak.

Vücudun en hayati organlardan biri olan kalp kasının değeri nereden gelir? En güçlü kas değildir, ama ritmik çalışır. Dum dum, dum dum, dum dum… diye bir ömür boyunca belirli bir ritm aralığında işini yapar. Ritm alçalır ve azalır, ama durursa, ya da bir ritmin üstüne çıkarsa kalp iflas eder.

Hayattaki en büyük başarılar, bir konuda ritm duygusu kazanmanın, onu gündelik hayatın parçası haline getirmenin, tekrar etmenin ürünüdür. 4 gece sabahlamaktansa, bir ay boyunca her gün bir şey öğrenmek daha büyük etkisi olan bir deneyimdir.

 

Davranış Değiştiren

Güçlü fikirlerle dolu 21 günlük öğrenme deneyimi bir aya yayılır ve gündelik hayatın içine girer.

Lezzetli

İzlemeye doyum olmayan, kendini tekrar tekrar izleten videolar. Akılda yer eden bir deneyim.

Besleyici

Dünya’dan en güncel ve en güçlü fikirler, en yalın ve damıtılmış haliyle.

Yep-yenilikçi

Bir ay boyunca, seçilen konuyu küçük parçalar halinde işleyen, her gün yeni bir video.

 

Her gün öğrenmenin faydası ve bizim yapmaya çalıştığımız işin özü işte burada. Daha fazla bilgi için www.hergunogren.com adresine bakabilirsiniz.

Kariyer Okulu Nedir? Bir Kariyer Seçimleri Rehberi!

Kariyer Okulu iş hayatının başında veya ortasında olanların kariyer seçimleri yaparken daha doğru ve kaliteli almalarını sağlamak amacıyla yaptığım bir tür sosyal girişimdir. Artık bu çağda, videonun yazıdan daha çok kişiye erişmesi sebebiyle Youtube üzerinden yayınladığım videolardan oluşur. Her bir video Kariyer Seçimleriyle ilgili bir konuda bilgi verir, düşünce gelişimini sağlar, farkındalık kazandırır, düşündürür veya başka bir kaynağa yönlendirir.

Kariyer Seçimleri için Kariyer Okulu Videoları

İsmi “Kariyer Okulu” çünkü, işin içerisinde “Kariyer” var. Kariyer dediğimiz şey aslında kendi yapmak istediklerimizle tutarlı, bizim beceri ve kuvvetli yönlerimizle örtüşen işleri bulma çabamız. Tabii ki, bununla da birlikte iyi bir kariyerin, dışarıdan CV’mize bakıldığında parıl parıl gözükmesini, bizim işe alınabilirliğimizi artırmasını istiyoruz. İşin içerisinde bir de “Okul” var. Çünkü okul öğrenmek demek.

Çoğu insan yanlışlıkla üniversite dönemi bittiğinde okulun bittiğini düşünüyor. Halbuki öğrenme olan her yerde gelişim için fırsat vardır. Kariyer mücadelesini ve iş hayatını da böyle görmek gerekiyor. Nasıl her işin yanlış ve doğruları, verimsiz ve verimli yöntemleri, “yapılacaklar” ve “yapılmayacaklar” listesi varsa; bu konu kariyer olunca da tam bu şekilde.

Sürpriz bir haber: yakında “Kariyer Okulu” kitaplaşıyor. Altbaşlığı ise muhtemelen “Doğru işi Bulma ve Kurumsal Hayatta Kalma Rehberi” olacak. Hatta belki siz bu yazıyı okurken çoktan kitaplaşmıştır. Eğer öyleyse küçük bir google araması konuyu çözer 🙂

Ancak şu aşamada Kariyer Okulu’na başlamak için sizi Youtube’a davet edeyim.

Kariyer Okulu Serisi, başta kariyer seçimleri karşısında olan kişilere rehber olmak amacıyla oluşturduğum bir çalışma. Yeni üniversite mezunları, iş hayatında tecrübeli ama bir sonraki kariyer adımını atmak konusunda düşünceli ve hatta, onlarca yıllık tecrübeye sahip olsa bile yenilenmeyi ve yeni bir kariyer rotası çizmeyi düşünen kişiler izlemeli.

Özetle; Kariyer Okulu serisinin asıl amacı video izleyerek kariyer başarınınız arttırmaya yardımcı olmak. Size daha doğru uyan, daha iyi hissettiğiniz, daha faydalı işler yaptığınız hatta belki daha özgür olduğunuz bir iş hayatı kurmanıza yardımcı olmak.

Herkesin faydalanmasını içten dilerim.

Hatırlatma: En büyük teşekkür videoları paylaşmanız ve yayılmasını sağlamanızdır.

Sevgiler.