Medium Türkçe kanalı kapanınca

Girişimcilik & Özgür Kariyer & Kişisel Gelişim konularında en iyi içeriklerin kürasyonu için yeni bir kanal açtım.

Amaç: Girişimcilik, özgür çalışma hayatına geçiş, geleneksel kariyer yolları ve kişisel gelişim konularıyla ilgili en kaliteli içeriklerin kürasyonu.

Kanala kayıt olun: Girişimcilik & Özgür Kariyer & Kişisel Gelişim

Hem yazılarınızı yayınlamak, hem de bu konulardaki en iyi içerikleri okumak isteyenleri davet ederim!

Kanalda şimdilik benim yazılarım var, ancak hedefim yazıların %90’ının başka yazarlar tarafından olmasıdır. Yazıları okuyup, en kaliteli bulduklarımı yayınlayacağım.

Ozan.

İşbirliği ve Rekabet

Bilginin bedava ve ulaşılabilir olduğu bir Dünya ile, ulaşılması zor ve değerli olduğu Dünya arasındaki fark, radyo ile internetin farkı gibi.

Geleceği anlamlandırma yolunda okuduğum kitaplardan damıttığım ve paylaşmak istediğim bir konu var. Ana tema şu iki cümlede: “Artık işbirliği yapmak, rekabet etmekten daha karlı.” ve “Dünya’yı kurtarırsa güzel işbirlikleri kurtaracak.”

Çünkü İşbirliği Karlı

Bu işbirliği sadece sosyal, etik veya laf olsun diye değil; aynı zamanda ticari olarak daha karlı. Artık değişen zaman ile X ve Y kuşağının rekabete ve hiyerarşiye bakışı farklılaştı.

Radyo programları ilk çıktığında, radyolarda şiir ve kitap okumaları yaparlarmış. Yani radyonun bir mecra veya araç olarak izin verdiği kapasitesi 10 litre ise, bunun ancak 5’i doldurulabilirmiş. Radyo, kapasitesine ancak zaman içinde ulaşmış.

Değişen Doğa Koşulları ve Girişimcilik Ekosistemi

Girişimcilik ve değişen ekosistemden bahsetmeden önce şunu netleştirelim; İş hayatına ilişkin konuşmalarda bir çok farklı sektörden terminolojiler ödünç alınır.
Örneğin rakibe karşı “savunma stratejisi” yürütülürken bölge “hakimiyeti” veya genişleme “hedeflerinden” bahsedilir. Sıcak satış yapan kişilere “avcı” mevcutta var olan müşteri ilişkisini yönetenlere ise “toplayıcı” denir. Bazı şirketlerde “akıncı” olarak bilinen ekipler vardır. Şirket IT sistemlerini saldırılara karşı, güvenlik ağları ve “çin seddi” ve “duvarlarla” örer.

Bu kadar terminoloji yanında, laf arasında kullandığımız ama üzerine düşünmediğimiz çok önemli bir kavram var: “Ekosistem!”

0ku-zru_rabnmahg8

Girişimcilik ekosistemi buna benzer soğuk ve kayalık bir zemin de olabilir…

Girişimcilik Doğa Ekosistemi

Buradaki gibi ılıman ve nemli bir girişimcilik ekosistemi ile de karşılaşabilirsiniz…

Ekosistem terimini özellikle girişimcilikten bahsederken kullanıyoruz. Sizce neden? Üzerine düşünmeye değer.

Bu kelimenin içerisinde; girişimciliğin ve teknoloji ile gelen büyük yıkım ve yerine yeniden inşa edilenleri anlamayı sağlayacak bir ipucu var. Bu kelime içinde geleceği bize tarif eden bir mantık gizli.

Bir adım geri atalım ve ekosistem ne demek ona bakalım. Ekosistem, “birbiri ile etkileşim halindeki biyolojik organizmalar ve onların içinde bulunduğu çevre koşulları” olarak tanımlanır. Bu cümlede üzerine odaklanacağımız iki kavram var. Etkileşim Halindeki Biyolojik Organizma ve Çevre Koşulları. İkincisinden başlayalım.

1.Çevre Koşulları

Düz bir araziye bakın.
Gördüğünüz renklere bakın.
Bu arazi üzerindeki bitki örtüsüne, çimenlerin yoğunluğuna, ağaçlara, yaşayan hayvan çeşitliliğine bakın.

Gözünüz görmese de çıkarım ile bulabileceğiniz bir bilgi; bu arazinin hava koşullarıdır. Bir arazinin ne kadar yeşil olduğuna, bodur bitkilerden veya ağaçlardan mı oluştuğuna, ağaçların büyüklüğüne, yapraklarının iğne yaprak mı, geniş yüzeyli yapraklar mı olduklarına bakarak o bölgenin iklimini doğru tahmin edebilirsiniz. O bölgenin nem oranını, ne kadar yağmur aldığını, ne kadar güneş aldığını, hangi mevsimde olduğunuzu ve hatta (gerçekten bu işin uzmanıysanız) hangi enlemde yar aldığını bile doğru bilebilirsiniz.

Bu durum en basit neden-sonuç ilişkisi içerisinde açıklanabilir. Toprağın da bereketli olduğunu varsayarsak, bölgedeki bitki örtüsünü hava koşulları belirlemiştir.
İçinde bulunduğumuz iş dünyasında; küçüklü büyüklü şirketleri, dev holdingleri ve yeni start-up’ları ağaçlar ve bitki örtüsü olarak düşünün. Teknolojinin sunduğu imkanlar, yeni organize olma şekilleri, internet platformları, canlı iletişim şekilleri, nesnelerin interneti, yapay zeka, doğal dil işleme, ve sayılabilecek onlarca teknolojik trendin mümkün kıldığı ortamı ise “hava koşulları” olarak canlandırın.

Tarihte 300 yıl önce bugünkü şirket yapısı mümkün değildi. Tarım, zanaatkarlık ve küçük işletmeler etrafında dönen; derebeyleri ve imparatorlukların oyuncu olduğu bir düzen görüyorduk. O dönemki bitki örtüsü bu şekildeydi. Ona sebep olan hava koşulları ise o dönemin teknolojik ve ticari imkanlarıydı.

Endüstriyel Devrim, hava koşullarını değiştiri. (İki anlamda da. Hem buradan bahsettiğimiz mecazi, hem de hava kirliliğine sebep olarak fiziksel anlamda). Değişen hava koşulları bambaşka kurum ve kuruluş şekilleri, değişik ticari organizasyon şekilleri yarattı.
Endüstri 4.0 derken de, Yeni Teknolojik Devrim derken de aslında bu çevre koşullarındaki dengenin yeniden değişiyor olmasından bahsediyoruz.

Artık bu yeni çevre koşulları, startup benzeri, girişimcilik idealleri üzerine kurulu, daha mobil, daha dinamik, daha çabuk ihtiyaç tespit eden ve kurulan şirketlere el veriyor. 35 Katlı dev binalar dizilmiş şirketler ve holdinglerden bir kaçı yerini koruyacaktır tabi ki; ancak artık altın dönemlerini geride bıraktılar. Bugünkü ekosistem— bugünkü hava ve çevre koşulları—kendisi ile uyumlu işletme şekillerini yaratıyor.

Bu işletmeler ya şahıs şirketleri şeklinde, ya da 3’lü – 5’li / 20’li – 30’lu start-up’lar şeklinde olacaklar. Bunların ekonomideki toplam sayısı, yeri ve önemi her geçen gün artacak. Bu hava koşulları, onların altın çağı.

2. Etkileşim Halindeki Biyolojik Organizma

Bir ekosistem için gerekli diğer temel unsur, etkileşim halindeki biyolojik organizmalar. Her şirketi bir biyolojik organizma olarak düşünün. Bu şirketlerin birbirleri ile girdiği tüm ticari ilişkiler ise onların etkileşimleri. Bir şirket diğerine hizmet verebilir, ondan bir ürün alabilir, çalışan transfer edebilir, know-how transfer edebilir, kendi ürün ve hizmetlerini rekabet üzerinden şekillendirebilir ya da işbirliği yapabilir. Bunların tamamını ekosistem içerisindeki biyolojik varlıkların etkileşimi olarak düşünebiliriz.

Şu anda değişen çevre koşullarının yarattığı yeni gerçeklik içerisinde bu etkileşim şekillerinden bazıları daha avantajlı hale gelirken, bazıları da daha dezavantajlı hale geldi.

Bilgi’nin en değerli şey olduğu ve bilgiye ulaşım maliyetinin yüksek olduğu bir dünyada (endüstri devrimi sonrası bugünkü teknoloji devrimi öncesi dönem) en avantajlı etkileşim şekli rekabet etmekti. Tabi ki işbirliği ile şirketlerin birbirlerinden kazanabilecekleri vardı, ancak bu dönemin karakteristik şirketlerinden olan otomotiv, ilaç, telekom, finans gibi endüstriler tüm iş modellerini bilgi gizliliği üzerinde kurmuşlardı. Ford’un en değerli varlığı daha verimli çalışan motor tasarımı, ilaç sektörünün en değerli varlığı gizli tuttukları ve ARGE’si için milyonlarca dolar harcadıkları orjinal ilaç molekülleriydi. Bu bilgilerin hala değeri yüksek, ve hiçbir zaman da sıfırlanmayacak, ancak bu tarz etkileşimler artık en verimlisi değil.

Sebep?

Artık en değerli şey bilgi de değil, bilgiye ulaşmak da değil. Bunların hepsi aylık 39.99TL tutan bir internet aboneliği ile mümkün. Şu anda en değerli olan şey bu bilgileri “yaratıcı” ve “insanların ihtiyaçlarına ürün veya hizmet olarak cevap veren” bir şekilde birleştirebilmek. Yani SENTEZ yapabilmek. Bunun en kısayoldan formulü ise işbirlikleri. Yepyeni iş modellerinin mümkün olduğu, uçsuz bucaklık açıklık ve fırsatlar olan bu dünyada şirketlerin (ve kendi işini yapan şahısların) birbirleriyle girebilecekleri en verimli ve karlı etkileşim şekli işbirliği. Bu trendin ne kadar kuvvetli olduğunu paylaşım ekonomisine örnek bütün şirketler üzerinden görmek mümkün.

Sonuç

Sonuç olarak şu gerçeği kabul etmek zorundayız. Her nasıl bir arazideki bitki örtüsünü çevre koşulları belirlerse, şirketlerin, kurumların ve şahısların gerçekliğini de teknolojik çevre koşulları belirleyecek. İyi girişimler için doğru ortaklık, iyi iş fikiri ve iyi bir çalışma disiplini kadar, girişimcilik yapılmasına izin veren ekosistemi de gözlemek gerekli.
Bu ekosistemde başarılı olmak  ya da başarılı şirketler de çalışmak istiyorsanız, geleceğinizi planlarken biraz da bu açıdan bakmanızı öneririm.

(Girişimcilik konularında takip edilmesi gereken öncelikli kişilerden olan Reid Hoffman’ın Reid hoffman ted speech da öneririm)

Kendinizi evde yapılabilecek işler nelerdir diye düşünürken bulmuş olabilirsiniz. Tabi burada kastettiğimiz çamaşır, ütü, temizlik ve yemek yapmakla ilgili sorumluluklar değil. Evde yapılabilecek işler derken, aslında gerçekten müşteri bulma potansiyeli olan, ekonomiye değer katan, arz-talep dengesi içerisinde bir ihtiyacı gideren ve sizin becerilerinizle örtüşen nitelikte işler yapmaktan bahsediyoruz.

Evde iş yaparak gelir kazanmak mümkün mü? Tabi ki mümkün.

Türkiye’de en çok yapılan aramalardan bir tanesi “İnternetten nasıl para kazanılır?”. İnsanların yeniliklerin peşinden koşması güzel ancak bu arama yapılırken değer üretmekten ziyade, kısa yolda köşeyi yönmenin araştırıldığı gözümde canlanıyor.

Kolay yoldan köşe dönmenin değil, değer üretmenin peşinden koşun

Kolay yoldan köşe dönmenin değil, değer üretmenin peşinden koşun

Yani ilk önce netleştirmemiz gereken konu şu: Eğer evden çalışırım, bir kaç online platformda bir kaç ayar yaparım, bir tezgah kurarım ondan sonra ayaklarımı nehirlere nazır uzatırım, gelsin paralar gibi bir beklentiniz varsa bu işten en başından vazgeçin. Kolay para kazanmanın tek yolu, halihazırda çok paraya sahip olmaktır. O durumdaysanız da en iyi dostunuz emlak piyasasıdır. Ancak o grupta değilseniz ve para kazanmak istiyorsanız boşuna köşeyi dönmenin yolları peşinden gitmeyin. 3-5 lira kazansanız bile bu parayı kazanırken edindiğiniz beceriler değersiz ve daha sonra kullanılamayacak beceriler olacaktır. Yani dip toplamda hep zararda çıkarsınız.

Evde yapılabilecek işler nelerdir peki gerçekten? Eskiden evden gelir kazanmak gerçekçi değildi çünkü gelir kazanma dediğimiz konu bir alışverişi barındırır ve müşteri ile satış yapan (ürün veya hizmet üreten kişinin) karşılaşmasını gerektirir. Eskiden ev ortamında bu mümkün değildi. Oturma odanızda çalışarak en güzel ürünleri üretseniz bile bunları evden satamazdınız ve yine bir noktada ya bir dükkan ya da bir ofis açma gerekliliği ortaya çıkardı. Bugün ise Ebay, Etsy, Gittigidiyor başta olmak üzere sınırsız online ticaret platformu var. Bunun dışında yine becerileriniz çerçevesinde bir hizmet satabileceğiniz, Upworks, PeoplePerHour Türkiye’de ise BiOnluk gibi platformlar var.  Bunların her biri aslında bir dükkan. Ya da müşteri ve satıcının buluşabileceği platformlar. Buralarda dükkan açmak için tek gereken şey ise ikinci ele 500TL’ye satın alabileceğiniz (uyduruk olsa da olur) bir bilgisayar.

Yani teknik olarak nasıl evde iş yaparım sorusunun çok komplike boyutları yok.

Ancak dikkat çekmek istediğim iki boyut var ki; işte bunlar gerçekten evden iş yaparak veya bağımsız çalışarak başarılı olan ve olmayan insanları birbirinden ayırıyor.

1. Zaman Yönetimi ve İrade Kontrolü

Özellikle ataerkil alışkanlıkları olan bir toplum olarak iş hayatında yöneticilerimizle kurduğumuz ilişkileri otorite üzerine kuruyoruz. Eğer bir yöneticiysek otorite sahibi olmak istiyoruz, aynı ebeveyn gibi. Eğer bir çalışsansak da, hergün buna bayılmasak da aslında iyi çalışmak için üzerimizde otorite kuran birinin ihtiyacını hissediyoruz. Yeri geldiğinde ona sığınmak yeri geldiğinde bize ne yapacağımızın ve ne zaman yapacağımızın söylenmesi hoşumuza gidiyor. Bu şekilde görmüş ve alışmışız.

O yüzden evde çalışmanın en iyi ve en kötü yanı, size ne yapacağınızı söyleyen birinin olmamasıdır. İyidir çünkü özgürsünüzdür. Kötüdür çünkü tembellik ve sıfır iş üretmekle, dünyaları sarsacak başarılar sahibi arasındaki tek çizgi sizin iradenizdir. Bunu biraz düşünün. Kişinin psikolojisinde yükü ve etkisi büyük bir etken. Kurumsal iş hayatında başarısız olursanız şirketinizi veya patronu suçlarsınız. Kendi işinizide başarısızlığınızın tek sorumlusu sizsinizdir.

Kendi zamanınızı doğru yönetmek, ne zaman ne konuda çalışmanız gerektiği konusunda doğru kararları vermek ve stratejileri çizmek, işi önceliklendirmek ve tüm bunların sonrasında çalışma iradesini göstermek gibi konuların sorumluluğu tamamıyle ve bütünüyle size aittir. O yüzden evde yapılabilecek işlerin tamamında bu merkezi bir konu haline dönüşür. Eğer bu anlamda kendinize güveniyorsanız bu yola girmelisiniz.

2. İhtiyaç Tespit Etmek ve Değer Üretmek

Siz ne üretirseniz ve ne kadar iyi üretirseniz üretin, eğer bu ürünün bir alıcısı yoksa, tüm çabanız ticari anlamda boşa gitmiştir. O yüzden iyi bir ticari girişimin ilk ve en temel prensibi doğru ihtiyaç tespitidir. Kendi becerileriniz grafik tasarımı alanında olabilir, çok iyi seslendirme yapıyor olabilirsiniz veya e-ticaret alanında çalışacak olabilirsiniz. Her biri için durum aynıdır. İlk önce sizin piyasaya sunacağınız ürün veya hizmet için talep ve ihtiyaç var mı bunu netleştirmelisiniz. İkincisi, ne üzerinde çalışırsanız çalışın, sonuç itibariyle bir değer üretmiş olmalısınız. Bir ürünü başka bir renk ile klonlayarak veya bir kaynağı bir yerden alıp başka bir yere kopyalayarak kalıcı değer üretemezsiniz.

Son olarak, sizin hedeflediğiniz müşteri kitlesinin olduğu yerde ürünlerinizi sunduğundan ve onların ihtiyaçları ile uyuştuğundan emin olun. Bu da verim ve başarılı satışlar için şansınızı arttıracaktır.

 

Evde Yapılabilecek İşler konusunda size ilham olmasını isterseniz; İş bulunabilecek en iyi 15 Freelance platformuna göz atmanızı tavsiye ederim.

Tekrar vurgulamak gerekirse, artık mekandan bağımsız biçimde, yani ister evden isterseniz de başka bir şehirden yapılacak ve para kazanmayı sağlayacak bir çok iş var. Yeter ki yukarıda saydığım iki madde konusunda kendiniz geliştirmeye odaklanın.

Bu konuda şu yazı da ilginizi çekebilir:

Önce Kendi Hikayenizi Keşfedin