Stres Yönetimi Mümkün mü?

Dünya’ya hakim olduğunu düşünen insanın sözüdür “yönetmek”. Kaynaklar yönetilir, şirket yönetilir, evin bütçesi yönetilir, diğer insanlar yönetilir. İyi güzel de, duygular da yönetilebilir mi? Onlar yönetici dinler mi? Bu durum, konu stres yönetimi olunca değişir mi? Stres yönetimi mümkün müdür, yoksa öylesine söylenen bir söz müdür?

Bu soruların cevabı: Hem evet, hem hayır.

Beyin Göçü: Güç, Saygı, Anlaşılma, Güvenlik ve Aidiyet

Beyin Göçü denilen konuya geçmeden çok insani bir gerçekten bahsedelim. Hayatta hepimiz temel ihtiyaçlarımızı karşılamanın peşinden koşuyoruz. Temel ihtiyaç derken kasıt, barınma ve giyinmeyi kastetmiyorum. En temeldeki belirleyici ihtiyaçlarımız psikolojik. Güçlü hissetmek istiyoruz, zeki hissetmek istiyoruz, saygı görmek istiyoruz, anlaşılmak istiyoruz ve ait olmak istiyoruz. Hangi gelir seviyesinde, hangi eğitim seviyesinde veya hangi sosyolojik arka planda olursak olalım, bu ihtiyaçların dışında değiliz. Bu ihtiyaçları ortada. Hepimiz yaşıyoruz. Bu ihtiyaçları terk etmek uzun bir manevi yolculuğa çıkmadığımız sürece ihtimal dahilinde değil. Bunun nasıl yapılacağını bilenler olabilir ancak benim uzmanlık alanım olmadığı için o konuda yorum yapmamayı tercih ediyorum.

Bariz ve net olarak gördüğüm ise her birimizin bu ihtiyaçların ne pahasına olursa olsun peşinden koştuğu. Yani güç, saygı, güvenlik, anlaşılma ve ait olma. İşte aradığımız şey terfi de olsa, maaş artışı da olsa, arkadaş ortamında daha çok dikkat çekmek de olsa, aile ile kurduğumuz ilişkiler de olsa, arka tarafta çoğunlukla bu beş ihtiyaç dümeni ellerinde tutuyor.

3 sorum & 1 de önemli haberim var.

-Bir iş görüşmesi nasıl daha iyi yürütülür?

-Görüşmeye gelen adaylar nasıl daha iyi tanınır?

-Hangi insanlarla çalışılabileceği, hangilerinin kurum için yıkıcı olacağı nasıl anlaşılır?

Bu sorulara yorumlarınızı merak ediyorum. Bir yandan, kişisel bir bilgi paylaşayım: Kendim bir işe alım uzmanı olarak hem Turkcell’in İK’sında, hem de Heidrick&Struggles Yönetici Seçme alanında çalıştım. O zamanlar kendimi geliştirecek kaynakları aradığımda ve yukarıdaki soruları sorduğumda yeterince dolu, bilimsel, araştırılmış ve kuvvetli cevaplar bulamamıştım. Yıllar sonra, bugün, sizinle yeni çıkan kitabım “Yetenek Kaşifi”ni paylaşmak istiyorum. Amaç: Türkiye’de yapılan iş görüşmelerinin kalitesini arttırmak ve işe alım kararlarının niteliğini yukarı çekmek! En başta bu üç soruya cevap veriyor. Uzun bir emeğe, araştırmaya, bilime ve tecrübeye dayanıyor.

“Doğru İnsanı İşe Almak” konusunu önemli buluyorsanız, artık bunun tekniği konusunda referans alabileceğiniz bir kaynak var. Kitabı doğrudan edinmek isterseniz: https://lnkd.in/dUxnKgA

Mayıs ayında, kitabı anlatmak için takvimimde zaman ayırdım, eğer kurumsal olarak bu konu üzerinde birlikte bir çalışma yapalım derseniz, bana mesaj yazabilirsiniz.

Sevgiler & İyi okumalar Ozan.

Fikir vermesi adına kitaptan kısa bir alıntı:

“Günlük hayatta ve iş ortamında tanıştığınız insanların gizli motivasyonlarını, tereddütlerini, inanışlarını, korkularını, isteklerini, düşüncelerini, akıllarını kurcalayanları ve en önemli değerlerini apaçık görebilseydiniz hayatınız nasıl değişirdi? Karar alma süreçleriniz nasıl etkilenirdi?

Yetenek Kâşifi, hem iş hem özel yaşamınızda karşı karşıya kaldığınız tüm insan etkileşimlerinde kullanılabileceğiniz, dikkatle ve derinlemesine gözlemlerle tasarlanmış bir “model” içermektedir.

Bu çalışmanın başlıca amacı, bir organizasyondaki işverenlerin ya da işe alım yöneticilerinin, iş görüşmesi uygulamalarının kalitesini artırarak ve aday tecrübesini geliştirerek daha etkin işe alım kararları vermelerine rehberlik etmektir. Ayrıca, bu kitapta bulacağınız teorik ve pratiğe dönük uygulamalar, benzer insan etkileşimi dinamiklerini barındıran herhangi bir ortamda da kullanılabilir. Kitabın içeriğinde bulacağınız fikir ve ipuçları, işe alım ve insan kaynakları alanının da ötesine geçerek satış, satın alma, pazarlama; kısacası, insan etkileşimini ve iş hayatındaki karar verme süreçlerini içeren herhangi bir bağlamda fayda sağlayacaktır. Bu kitapta bahsi geçen model, yüz yüze ve birebir etkileşimlerin tamamında daha iyi performans göstermeniz, insanlar arasında geçen diyalogları daha iyi anlamanız ve çözümlemeniz için kullanılabilir…”

Gelişimin birinci adımı, eksikler olduğunu ve gelişim için alan olduğunu kabul etmektir.

Örneğin matematik dersinde kötü not alan bir öğrenciye bunun “sayısal zeka” azlığından olduğu mesajını üstü kapalı dahi verirseniz, çalışmaz. Değiştiremeyeceği bir şey için niye çalışsın ki? Öte yandan aldığı kötü notun sebebinin “doğru çalışmaması” olduğunu söylerseniz, yine çalışacağı ve başarılı olacağı garantili değildir, ancak ilk senaryoya göre çok daha avantajlı bir durumdadır. Karar verdiği ve istediği an daha başarılı olabileceğini bilir. Bu noktadan sonra konu, fedakarlık ve istek meselesidir.

Bu kurumlarda da aynı şekilde. Pazarlamadan finansa, satıştan veritabanı yönetimine, eğer o meslek alanında gelişilecek, öğrenilecek şeyler olduğunu düşünüyorsanız çok daha hızlı gelişirsiniz. Eğer bu alanlardaki başarının mizaç, karakter ya da sadece zamanla kazanılan tecrübe ile gelişeceğine inanıyorsanız da gelişim ya hiç olmaz, ya da çok yavaş olur.

Yeni Yazıları Kaçırma!

Kariyer ve geleceğine bakış açını değiştir.

Spam yok.
İstediğinde terk et.
Posta Adresi