Ozan Dagdeviren

İtiraf: Üretmeyi seviyorum.

Belki kurumsal hayatta çok uğraşıp emeğimin çıktılarını yeterince görememekten, belki bireysel işlerde daha faydalı bir şeyler yaptığımı hissetmekten, belki

geleceğe yatırım yaptığımı düşündüğüm için. Belki de hiç biri değil, güzel bir kahve koyup, sadece bir şeyler yazıp çizme, düşünsel bir şeyler üretme sürecinin kendisini ve heyecanını sevdiğim için.

En merkezde insan davranışı konusunda ustalaşma yolunda biri olarak enerjimi yönlendirdiğim işler zaman içerisinde değişim gösteriyor. Biraz bu değişimin nasıl olduğundan ve son iki yılda nelerin değiştiğinden bahsetmek istiyorum.

Son İki Yıl

İki yıl önce www.ozandagdeviren.com’u ilk açtığımda, zamanımın büyük bir kısmını kariyer konularında blog yazıları yazmaya; bireysel yardıma ihtiyaç duyanlara destek olmaya ve kariyerle ilgili videolar çekmeye adamıştım. Kariyer ile ilgili yazıların en iyileri, taze eklemelerle Kariyer Kitabı başlığıyla kitap oldu. Çektiğim videolar ise Kariyer Okulu başlığıyla bir Youtube Video Serisi’ne dönüştü. Yayınladığım makaleler hem bu sitede, hem Medium sayfamda, hem de Linkedin Profilimde çok kişiye ulaştı.

Uluslararası kitlelere ulaşma duygusuyla ürettiğim Udemy derslerim Coach (or Hack) Your Own Career ve Communicate Like a Leader gibi dersler toplanda 8000’den fazla öğrenciye ulaştı. Amazon.com’da satılan kitaplarım Creative Hiring ve The Other Way, üzerinden geçen yıllara rağmen, düzenli şekilde tüketiliyor ve insanlara ulaşmaya devam ediyor.

Yaklaşık son beş senedir, şu veya bu şekilde hep bir “kitap yazıyor olma” yolculuğundayım. Ya bir kitabı nasıl daha çok insanlara ulaştırırm diye düşünüyorum, ya yeni kitap için konu tasarlıyorum, ya da aktif olarak yazıyorum. Şu anda üzerinde çalıştığım kitap Startups Grow With People, yine Amazon’da (hem basılı, hem e-kitap hem de sesli kitap olarak) satılacak. Böyle bir konu seçme sebebime az sonra değineceğim.

Geçtiğimiz iki yılda birçok büyük ve orta boy kuruma danışman ve eğitmen olarak hizmet verdim. Yetenek Kaşifi İşe Alım Teknikleri; Değişim Çevikliği; Kutu Dışı Düşünce; İş Hayatında Hikayeni Keşfetmek; Eğiticinin Eğitimi; İyi İlişkiler Kurmanın Felsefesi ve Psikolojisi; Güven Yaratan Stratejik İK Olmak; Kültür Elçisi Mentor Olmak; Ustalaşmak (Çırak’tan Drone’e); Dijital Dönüşüm gibi konulara odaklandık.

Bu yolculukta şirketlere ve onların çalışanlarına en büyük ve en direk faydanın bu kurumların “kültürü” üzerine çalışarak sağlanabileceğini farkettim. Birçok şirketle 6 ay – 12 ay arası süren, daha uzun soluklu Kültür Danışmanlığı projeleri bu şekilde başladı. Şu anda doğrudan odaklandığım konular içerisinde en başlarda yer alıyor.

Bu dönemde Turkcell, Sahibinden.com, Denizbank, Nivea, Setur, Emlakjet, Boyner Mağazacılık, Rönesans Holding, Böhler, Edenred, Alafortanfoni, Roipublic, Kuveyttürk, Tezgahçılar, IRC (International Recruitment Consultants), YGA (Young Guru Academy), FunOfis, HumanGroup, LR Health, Ebebek, SmartHR gibi şirketlerle çalışma fırsatı buldum. Ya eğitmen, ya danışman, ya da iki rolü birden üstlenerek yer aldım. Bulunduğum bu işbirliklerinin hepsinden ben de çok şey öğrendim. Ayrıca Türkiye’nin en büyük kongrelerinden PERYÖN’de son iki yılda iki defa konuşmacı olma, İtalya’da sektör liderlerine Yetenek Keşfi’nin radikal değişimini akktarma şansı buldum.

İlk iki kitabım Sert: Sorgulayarak Mutlu Kalma Sanatı ve Creative Hiring’den sonra, bu son iki yılda Yetenek Kaşifi: Doğru İnsanı İşe Al, Ait: Çalışan İnsanın Anlam Arayışı ve Kariyer Kitabı çıktı.

Unutmadan; tüm işlerin arasında ayda bir Hasan‘ın liderliğiyle toplandığımız Kitap Klubü, okumak isteyip de rutinime sokamadığım kitapları bitirmek için çok güzel bir bahane oldu. Buluşmalarımız ve sohbetlerimiz de derinliğiyle dolu dolu geçti, hayatıma değer kattı.

Neyi başaramadım? Bir türlü Instagram’da istediğim kadar varolamadım, kişisel markamı ve yaptıklarımı (başta kitapları) daha geniş kitlelere duyurmak konusunda istediğim kadar etkili olamadım. Belki gerçekten başta arkadaş çevremi sürekli yaptıklarımı anlatarak sıkboğaz etmek konusunda kendimi ikna edemedim, belki sadece doğru önceliklendiremedim. Bu konuda değerli işler çıkardığıma inanarak zamanın lehime işleyeceğiyle kendimi teselli ediyorum.

Bugün ve Yarın

Özellikle son yılda önemli bir zamanı kurucu ortağı olduğum iki tane girişimin hayata geçmesine harcadım. Bunlardan biri İyiMezun.com, diğeri ise HerGünÖğren. 2018 itibariyle bu iki girişime daha çok zaman ayıracağım.

İyiMezun.com

Üniversite mezunlarına eşit şans vererek ve iş hayatında başarı potansiyellerini ölçerek iş görüşmesi davet almalarını sağlıyor. Bunu C.A.T.S sistemini kullanarak yapıyor. CV’yi aradan çıkarıyor. İşverenlerin daha nitelikli adaylara daha az maliyetle ulaşmasını sağlıyor. İyimezun.com adresinden ulaşabilir ve uygulamasını AppStore’dan (yakında da Google Play’den) indirebilirsiniz.

HerGünÖğren

Bir “episodic learning” girişimi. İş hayatında gerekli olan bilgi ve becerilere ilişkin konularda en önemli kitapları ve içerikleri okuyup, en kuvvetli fikirleri seçiyoruz. Bu fikirleri akılda kalıcı ve duygu yaratan örnekler, anektodlar, hikayelerle beşer dakikalık videolar haline getiriyoruz. Her bir seri, 21 video ve buna ek destek materyallerinden oluşuyor, eğitimi alanlar bir ay boyunca her gün bir tane video izleyerek normalde edinmeleri aylar sürecek davranış değiştirme gücüne sahip bilgiye ulaşıyorlar. Özetle dizi izlemenin keyfiyle, onlarca kitabın özetini ve en lezzetli kısımlarını öğrenme deneyimini birleştiriyoruz. İlk olarak sadece kurumlara sunduğumuz bir hizmet olarak başladı, artık mobil uygulamasıyla birlikte bireylerin de kullanımına açıyoruz. Uygulamasını AppStore’da (yakında da Google Play’den) indirebilirsiniz.

Şu anda her ikisi de parlak gelecek vaat ediyor. Bunlara odaklanarak çalışmaya devam etmek, ve iyi işlerin özünde fikirden daha ziyade, “iyi icra” olduğunu unutmadan problem çözmeye ve kaliteli kararlarla ilerlemeye dikkat etmek gerekiyor.

Danışmanlık işlerinde ise iki alana odaklanacağım.

Girişim Danışmanlığı

Bunların ilki “Girişim Danışmanlığı”. Bunu sadece Türkiye’deki girişimler için değil, global ölçekte ilerletmeyi  hedefliyorum. Startups Grow With People isimli kitabı yazmaya başlamamın sebebi bu. Başarılı Startup’ların arkadasındaki “insan kararlarına” odaklanıyor. Kitabı yazma sürecinde ben de bu konuları çok daha detaylı araştırıyor ve düşüncelerimi toparlıyorum. Kitap, Doğru Ortak Nasıl Seçilir, Doğru İşe Alımlarla Nasıl Büyünür ve Startup Kültürü Nasıl İnşa Edilir sorularına cevap veren bir kitap.

Kültür Danışmanlığı

İkincisi ise “Kültür Danışmanlığı”. Bunu sadece Startup’lar için değil, orta-hatta büyük kurumlara yönelik bir hizmet olarak sunmaya devam edeceğim. Burada sunduğum hizmet ilk aşamada şirket kültürünü keşfetmek, daha sonra o şirket için uygun kültürün ne olduğunu yönetim ile birlikte belirlemek ve en son olarak da yeni kültürün tutunması için gerekli aksiyonları planlamak üzerine kurulu.

Bunların yanında daha önce odaklandığım kariyer danışmanlığı hizmetimi azaltacağım ve çok özel durumlar hariç bunu bireysel bir hizmet olarak sunmayı durduracağım. Yine kurumsal eğitmen olarak sınıf içi eğitimlere harcadığım zamanı çok özel durumlar dışında azaltacağım.

Özetle; önümüzdeki dönemde odaklandığım üç ana alan olacak. İlki, kendi girişimlerim İyiMezun.com ve HerGünÖğren’i geliştirmek; ikincisi, Startup’lara büyüme (ve özellikle insan kararları) konusunda danışmanlık vermek; üçüncüsü ise kurumlara kültür danışmanı olarak hizmet vermek.

Bakalım önümüzdeki günler neler öğretecek.

Dipnot: Hayatla ilgili kafanız çok karışıksa, kendinize en çok hangi problemi çözebilirim sorusunu sorun.

 

Girişimlere Bağlantılar

İyiMezun.Com

HerGünÖğren

Kitaplara Bağlantılar

Sert: Sorgulayarak Mutlu Kalma Sanatı

Creative Hiring: The Pinnacle Model for Spontaneous, Imaginative, Collaborative Interviews

The Other Way: Happiness Through Critical Thinking

Ait: Çalışan İnsanın Anlam Arayışı

Kariyer Kitabı: Doğru İşi Bulma ve Kurumsal Hayatta Kalma Rehberi

Startups Grow With People (yakında)

Sosyal Medya Hesaplarım

Youtube

Twitter

LinkedIn

Instagram

Önemli konularda doğrudan ulaşmak isterseniz: İletişim

2017’nin ortalarına doğru çıkan şu ana kadar ki en “sosyolojik” diyebileceğim kitabım Ait; çalışan, anlam arayan şehirli insana yönelikti. Kitabı okuyan Serdar Arslan’ın kitapla ilgili kaleme (klavyeye?) aldığı eleştiri yazısını, harfine dokunmadan paylaşıyorum. Serdar Akdeniz Üniversitesi’nde Örgütsel Davranış üzerine çalışan bir akademisyen. [serdar.arslan@alanya.edu.tr ] İşte yazısı:

İnsan davranışını anlamak” üzerine okuyan, üreten ve paylaşan Ozan Dağdeviren’in son kitabı Ait, anlam ve mutluluk arayışı içindeki şehirli insana bu arayışta oldukça işine yarayacak bilimsel ipuçları sunuyor.

Ait, adından da anlaşılacağı gibi özetle okura seçimlerinde etkili olan ait olma ihtiyacı konusunda farkındalık sağlamayı hedefliyor. Yazara göre ait olma ihtiyacı, sosyal bir varlık olan insanın en temel psikolojik ihtiyacı. Ait olma ihtiyacının kişinin kariyer tercihi, tüketim tercihleri, özel hayatına dair tercihleri ve hatta sosyal medya kullanımı üzerindeki etkileri ortaya konuyor ve tartışılıyor. Bu noktada, yazarın psikoloji ve sosyoloji alanlarında aldığı eğitim ve edindiği bilgi birikimi kendini gösteriyor. Kitapta değinilen her konu, bilimsel bir bakış açısıyla ele alınıyor. Kitap boyunca ortaya konan tespit ve çıkarımların bir bilim insanı titizliği ile bilimsel kaynaklara atıflar yapılarak desteklendiği gözden kaçmıyor. Sorgulayıcı bir bakış açısı ile bilim dünyasının kemikleşmiş teorilerinde yanlış bulduğu noktaları tartışmaya açması ise ilgi uyandırıyor. Örneğin, psikoloji biliminin köşe taşlarından sayılan Maslow’un İhtiyaçlar Piramidi’ne getirdiği eleştiri oldukça cesur.

Yazarın cesur bir duruşla eleştirdiği bir diğer konu ise batı medeniyetinin temelinde yer alan bireycilik ve rekabet kavramları. Bu iki kavramın sürekli parlatılarak insanlığa sunulduğuna ve insan hayatına yön verdiğine dikkat çeken yazar, “birey olduk da ne oldu?” sorusunu soruyor. Bireyselliğin tek başına mutlu ve anlamlı bir hayatın sırrı olmadığının çoktan anlaşıldığını ve önümüzdeki yüz yılın ana temasının “aitlik” olacağını savunuyor.

Yazar, bireyciliği eleştirirken, bireysel olarak çözümü mümkün olmayan sorunların tespitinde de cesur bir duruş sergiliyor. Bireyin mutluluğu ve kendini gerçekleştirmesi konularını ele alan pek çok eserin aksine Ait, bireysel çabalarla değiştirilemeyecek olan toplumsal adaletsizlik, kültür ve ayrımcı değer yargılarını görmezden gelmiyor. Bireyin dürüst bir mutluluk ve anlam arayışında bu dış etmenlerin de farkında olması gerektiğini savunuyor. Yazarın sahip olduğu sosyolojik bakış açısı, şehirli bireyin hayatına dair yaptığı çıkarımlara zenginlik katıyor.

Sunulan bilimsel bilgilerin ve çıkarımların akıcı bir dille ve okurla sohbet eder gibi sunulması kitabın en güçlü özelliği. Sizi anlayan, zihninizi kurcalayan fakat sorgulamayı ertelediğiniz meselelere ayna tutan bir rehberle görüşme hissi yaratıyor. Bilimsel olarak temellendirdiği görüşlerini, gündelik hayattan örnekler vererek açıklıyor. İş yerinde, yolda, evde; yani hayatın her anında farkında olmadan sergilenen davranışların altında yatan sebepleri ustalıkla ortaya koyuyor. Yine istatistik verileriyle desteklediği makro tespitlerin gündelik yaşamda bireyin, yani okurun hayatındaki etkilerini açıklayıcı örneklerle ortaya koyuyor.

Yazar, kitabını bir kişisel gelişim kitabı olarak tanımlamıyor. Ait’i özellikle son yıllarda raflarda sıklıkla yer alan ve temelde “olumlu düşün olumlu olsun” ya da “iste ve al” fikirlerine dayanan kişisel gelişim kitaplarıyla aynı kefeye koymak zaten pek mümkün değil. Kitap, “ait ol, çevrene uyum sağla ve mutlu ol” gibi sloganvari bir reçete sunmuyor ve bu tarz hap çözümlere pek itibar etmiyor. Dolayısı ile kitaptan fayda sağlayacak okuyucunun düşünmeye, sorgulamaya ve kendi hayatına özgü bir mutluluk ve anlam tanımı yaratmaya hazır olması gerekiyor. Ait, size hazır cevaplar sunmuyor, size hayatınıza dair doğru soruları bulmanızda yardımcı oluyor.

ait kitap ozan dağdeviren

Kitabı okuyan diğer kişilerin yorumlarını burada görmek, özellikle hemfikir olmadıkları veya şaşırtıcı buldukları noktaları duymak her zaman isterim.

Sevgiler.

Ozan.

Ait Olma İhtiyacı

Ait, son kitabım, konusu da Ait Olma İhtiyacı.

Arka kapağında şöyle bir yazı var.

Dünya’nın sosyal bilimler birikimini, Türkiye’nin iş ve hayat gerçeğini yorumlamak için kullanır.
Çalışan, mesai yapan, emek harcayan fakat bir yandan da iş hayatında anlam arayan şehirli insanın hayatını ve davranışlarını keşfeder.

En önemlisi; Ait Olma İhtiyacı’nın ve ona bağlı endişelerin, hem gündelik hem de yaşamsal kararlarda ne kadar büyük bir şekillendirici olduğu konusunda farkındalık yaratır.

  • Maslow’un İhtiyaçlar Piramidi Neden Yanlış?
  • Adam gibi Adam, Kadın gibi Kadın Olmayınca Ne Oluyor?
  • Futbol Takımları ve Taraftar Aidiyeti Neden Bu Kadar Önemli?
  • Markalar ve Pazarlama Taktikleri Aitlik Duygusunu Nasıl Kullanıyor?
  • Hemşerilik Olmadan Şehirlilik Neden Olmaz?
  • “Kurumsal Aile” Olur mu; İş Hayatında Aidiyet ve Anlam Arayışı Neden Kesişir?
  • Millet, Din, İdeoloji, Eğitim, Doğa ve Dijitalleşmenin Ortak Paydası Ne?

İpucu veriyorum: Ait Olma İhtiyacı

 

Bunların zor soruları olduğunun bilincindeyim. Zor ama önemli sorular. Bu siteyi açarken yazdığım ilk yazılardan biri Soru Sormanın Cevap Vermekten Önemli Olmasının Tek Nedeni‘ydi. Ait en başta insanın kendisine bazı sorular sormasını ve yaşadığı ait olma ihtiyacını farketmesini hedefliyor. Kitaptan hoşunuza gideceğini düşündüğüm ve çok önemsediğim bir kısmı alıntılıyorum.

Ait olma ihtiyacı neden gündeme geldi?

Geçtiğimiz elli-yüz yıllık dönemi düşünün. Neredeyse binlerce yıldır, toplumun çok küçük elit bir kesimi hariç, geri kalan büyük kitlesi için tek bir yaşam tarzı vardı: Tarımsal üretime dayalı köylülük.

Bu düzen yıkılmaya başladı. Tarımsal hayat dışı bir hayat tarzının ışığının görünmesi ile her şey değişti. Ufukta şehir gözüktü. Tek yaşam şeklinin köylülük olduğu inancının yıkılması ile birlikte insanların ortak psikolojisi de değişti. Bu yıkılma ile birlikte insanlar mevcut düzenlerinin değişmezliğini sorgulamaya başladılar.

Şehirde” ve hatta “şehirli” bir hayat mümkündü. Şehrin taşı toprağı altındı. Kişi şehre göçebilir, burada kendini baştan icat edebilirdi. Kendini istediği gibi tanımlayabilir, istediği işi seçebilir, istediği şekilde giyinebilir, istediği yerde yaşayabilir ve istediği insanlarla ilişki kurabilirdi.

Oysaki köy hayatı böyle miydi? Kişinin yaşayacağı hayatın kaba hatları daha doğumundan belli olurdu. Cinsiyeti, kaç kardeş olduğu, doğduğu ailenin tarımsal üretim ve malvarlığı zincirinde nerede yer aldığı ve nasıl bir evlilik yaptığı onun bir anlamda kaderini çizerdi. İşte bu köylülük ve tarımsal üretim gerçekliğinde ömrünü harcamaya hazırlanmış insanların zihninde “başka bir hayat” görünmesi işleri değiştirdi. Şehirde bir yaşam ihtimalinin doğması, bir kırılma noktası yarattı.

Bu kırılma noktasının ana teması özgürleşmek idi.

Özgürleşmek. Bireyselleşmek. Kendini keşfetmek. Değerli ve biricik bir insan olarak kendi seçimlerini yapmak. Herkesle eşit olmak.

En azından hayal buydu. Bu hayal, son birkaç yüzyılık en kuvvetli fikirlerinden olan liberalizm ideallerinin halka inmesinden başka bir şey değildi. Herkes özgürleşmenin kokusunu almıştı ve kendi sosyal statüsünden bağımsız olarak tadına bakmak istiyordu. Bu şekilde bir kaç nesil sürecek (ekonomik ve tarihsel bütünlük içerisindeki sayısız etkenin de sonucu olarak) köyden şehre kitlesel göç hareketi başlamış oldui. Kitlelerin ortak bilinçleri neden sorusuna, kendi kendilerine ve sessizce, “özgürleşmek” diye bağırıyordu.

Ve başardık. Geldik. Buradayız, artık şehirdeyiz. Hatta şehirliyiz.

Tarihsel olarak bir dönemi kapattık, yenisini açtık. Bu yeni dönemde ise başka bir derdimiz var. Her nasıl geçtiğimiz son yüzyılın ana teması özgürleşme olduysa, gelecek elli belki de yüz yılın ana teması aitlik olacak.

İlginizi çekerse aşağıdaki fotoğrafa tıklayarak kitabı satın alacak İdefix linkine gidebilirsiniz.

ait olma ihtiyacı

(Konuk Yazar: Begüm Yüksel)

Klasikleşmiş Liderlik Tanımının Ötesine Geçin!

… Liderliği yeni özelliklerle tanımlayın.

Liderlik dünyadaki en çok gözlenen ancak en az anlaşılan fenomendir’

James MacGregor Burns (1978)

Liderlik denildiğinde muhtemelen akla gelen ilk soru ‘Bir lideri iyi bir lider yapan özellikler nelerdir?’ Bu soruya cevap olarak sayısız teori bulunurken, en iyi bilinenlerinden biri ise ‘Büyük İnsan Teorisi’ belirli kişilik özelliklerinin bir insanı iyi lider yapabileceğini söyler. Bunlardan bazıları dışadönüklük, sorumluluk duygusuna sahip olma, uyum sağlayabilme ve deneyimlere açık olma olarak sıralayabiliriz.

Peki bu özellikler dışında ne olabilir?

Evet herkesin aklında lider denilince hemen akla gelen özellikler var. Ancak buna yeni bir yorum katacak bir alan ülkemizde gelişiyor: Nörobilim. Nörobilim klasikleşmiş psikoloji konularına yeni bir tat katıyor, işin içine sinir sistemi ve beyini ekliyor. Yani liderliği yalnızca konuşmakla kalmayıp onu görebiliriz!

Nörobilim araştırmacıları liderliğe yeni bir konseptle yaklaştı ve ‘Çevik Lider’i buldu.

sinirbilim liderlik

Nedir bu Çevik Lider?

Çevik lideri bir kişinin benliğindeki zenginlik ve komplekslik olarak tanımlayabiliriz. Benliğin daha kompleks bir yapıda olması (farklılaştırma ve bütünleştirme gibi özelliklere sahip olunması) aynı zamanda kişinin uyum yeteneğinin artmasını sağlıyor. Uyum sağlamak liderler için önemli bir yetenek çünkü çoğu karar verme durumu katı bir şekilde doğru olana bağlı kalmaktansa adaptif bir cevap vermeyi gerektiriyor.

Gelelim beyin kısmına. Kişinin benliğiyle ilgili çoğu parçanın beynin frontal korteks denilen kısmında olduğu söylenir. Frontal korteks beynin ön kısmında yer almakta olup birçok kompleks beyin işlevini barındıran bir bölümdür. Örneklemek gerekirse beynin yürütücü işlevleri olarak adlandırdığımız planlama, dikkati odaklama gibi aktiviteler ve bellek ile ilgili aktiviteler burada bulunur. Bunlar ve daha nice frontal korteksle ilişkili işlev kişinin benliğinin oluşumunda büyük bir rol oynuyor. Kısacası, çevik lideri kişinin benliğindeki zenginlik ve komplekslik olarak tanımladığımıza göre o zaman şöyle bir çıkarımda bulunabiliriz:

Çevik Lider = Kompleks Frontal Korteks Organizasyonu

Konuyla ilgili çalışmalar da bu varsayımı desteklemekte. Yapılan bir araştırmada çevik liderlerin adaptif düşünme, kararlılık ve pozitif eylem yönetimi gibi yeteneklere daha yüksek oranda sahip oldukları bulunmuş ve buna paralel olarak frontal loblarda da daha fazla aktivasyon açığa çıkmış.

Görüldüğü gibi nörobilim dünyamızda yeni bir alan olarak hızla gelişiyor ve yaptıkları çalışmalar ise psikolojinin birçok alanına dahil oluyor. Sosyal psikoloji alanı ise bunlardan sadece biri. Bu çalışmalar klasik algıları yıkıp, insan beyni ile ilgili ana soruyu meydana getiriyor. Beyni değiştirebilir miyiz?

(Konuk Yazar: Begüm Yüksel‘e katkıları için teşekkürler)

Yeni Yazıları Kaçırma!

Kariyer ve geleceğine bakış açını değiştir.

Spam yok.
İstediğinde terk et.
Posta Adresi