Depresyon Bir Anlam Arayışıdır

Modern Dünya, insanları “sağlıklılar” ve “hastalar” olarak ikiye ayırır. Konu fiziksel sağlık olunca masum olan bu ayrım, konu ruhsal sağlık olduğunda çok daha büyük bir önem alır. Neden? Çünkü kimin “normal” kimin “sağlıklı” olduğunu söylemek aynı zamanda bir ölçüde hangi davranışların “normal ve kabul edilebilir” hangilerinin ise “hastalıklı ve kabul edilemez” olduğunu söylemek anlamına gelir. Yani toplumsal normaller, bir tür davranışı ve o davranışı gösteren insanı, duruma ve zamana göre sağlıklı veya hastalıklı atfedebilir.

Depresyon

Örneğin nelerin bir psikolojik hastalık olduğuna ilişkin kılavuz niteliğinde olan ve American Psychology Association (APA) tarafından sürekli güncellenen referans döküman DSM-IV’te, önceki versiyonlarda hastalık kategorisinde olan bazı maddeler çıkarılmış, bazıları da değiştirilmiştir. Yani bir tür yumurtanın bir kolestrol yapan tehlikeli bir yiyecek olması, bir çok sağlıklı bir protein kaynağı olduğunun söylenmesi gibi bir durum. Yumurta hep aynı yumurta, sağlıklı mı değil mi konusunda biz etrafında taklalar atıyoruz.

Bu yazıda, normalde bir tür hastalık veya rahatsızlık olarak algılanan depresyonun ne olduğuna ilişkin farklı bir bakış açısı getirmeye çalışacağım. Bana kalırsa depresyon sadece bir “hastalık” denip geçilecek bir şey değil, aynı zamanda hayata ilişkin bir anlam arayışıdır. Vücudun bir enfeksyonla başetmek için ateşi yükseltmesi ne kadar doğal bir tepkiyse, insanın hayatta anlam ve amaç kaybı yaşadığı dönemde bünyenin kendisini depresyona çekmesi de benzer (ve hatta faydalı) bir reaksyon olarak düşünülebillir mi?

Detaylara geçmeden, işin kitabi tanımana bakalım.

 

Depresyon Nedir?

Depresyon, veya Major Depresif Bozukluk nedir diye baktığımızda DSM-IV’e göre şu bulguları görüyoruz.

  • İki haftadan uzun olacak şekilde depresif bir ruh halinde bulunmak ve gündelik aktivitelere ilişkin heyecan ve istekliliği kaybetmek.
  • Kişinin normaldeki ruh halinden farklı bir ruh haline bürünmesi
  • Sosyal, mesleki ve eğitimsel süreçlere katılamayacak şekilde sosyal etkileşimin sınırlanması
  • Şu aşağıdaki 9 maddeden en az 5’inin hemen her gün mevcut olması
    1. Günün tamamı veya büyük kısmında çevreden veya kişinin kendisi tarafından gözlemlenebilir şekilde depresif, üzgün veya huysuz bir ruh hali
    2. Çoğu aktiviteye karşı azalan ilgi ve zevk
    3. Farkedilir kilo değişimi (%5) ve iştah değişimi
    4. Uyku değişimi (uykusuzluk veya sürekli uyuma)
    5. Aktivite değişimi (fiziksel rahatsızlık)
    6. Yorgunluk ve enerjisizlik
    7. Suçluluk ve değersiz hissetme
    8. Konsantrasyon bozukluğu, artan kararsızlık
    9. İntihara eğilim

Buradan belki depresyon nasıl tanınır ve tanımlanır sorusuna cevap vermek mümkün. Ancak daha önemli soruların, yani “İnsan neden depresyona girer?” ve “İnsan nasıl depresyondan çıkar?” sorularının cevabı burada yok.

Bu sorular bilimsel ve felsefi dünyaların sınırında olan sorular. Muhtemelen de biliminsanları bu sebeple geriduruyorlar. Spekülasyon yapmaktan çekiniyorlar.  Biz o sınırı yıkalım, spekülasyon da yapalım – felsefeye de girelim. Nihayetinde bu kadar karışık bir konunun cevaplarının da tertemiz olmasını beklmemek lazım. Şimdi söyleyeceklerimin bilimsel olduğunu garanti edemem ancak doğru olduğuna inanıyorum.

 

Depresyon Bir Odaklanma Aracıdır

Depresyon

Az önce listelediğimiz semptomların tamamını şu şekilde yorumlamak mümkün. “Zihnin sana diyor ki, gündelik hayattaki dertleri, tasaları,  koşturmacaları bırak, tek bir şeye odaklan. Neden dolayı mutsuz olduğunu bul. Kendi hayatının anlamına bir cevap ver.”

İnsanın içindeki en engellenemez dürtü, “Hayatta Kalmak”tır. Bu o kadar kuvvetlidir ki, bazen genetik mirasımız direksyonu ele geçirir ve kontrol bizden çıkar. Bunun en basiti, çok iğrenç görünümlü bir yemekle veya bizi korkutan bir hayvanla karşılaşmaktır. Biz akıllı zihnimizle her ne kadar “bundan iğrenmeyeceğim” veya “bundan korkmayacağım” desek de etkimiz sınırlıdır.

İşte fiziksel olarak basitçe yaşanan bu durum, pekala psikolojik dünyamızda da yaşanıyor olabilir. Zihin dünyasının “benim yaşamımın anlamı ne?” sorusuna ihtiyacı o kadar yüksek boyutta ve önemli olabilir ki, kişi buna cevap veremediğinde, zihin, bünyeyi bu soruya cevap vermek zorunda bırakacak şekilde manipule edebilir.

Yani; depresyondan hayata ve kişinin o hayattaki kendi anlamına yeni cevaplar vermesiyle çıkılabilir. Depresyon süreci de bu cevabı verme çabasındaki bir kişinin, tüm gereksiz sistemleri kapatması ve tüm enerjisinin bu ana probleme odaklaması olarak yorumlanabilir.

Yukarıdaki DSM listesindeki maddelere bakın. Ve bu sefer, hayatla ilgili çok önemli varoluşsal soruları dert etmiş, hayatın anlamını sorgulayan ama gayet doğal ve sağlıklı bir süreç yaşayan bir insanı düşünün.

  • Kişinin gündelik aktivitelere ilgisinin kaybetmesi, daha büyük dertleri varsa doğal.
  • Sosyal etkileşiminin ve diğer ilgi alanlarını daraltması yine çözmeye çalıştığı başka bir dert varsa doğal.
  • Hiç farkettiniz mi? Düşünceli insan ile üzgün insanın yüz ifadeleri de duruşarı da benzer. Bu yüzden düşünceli insanın dışarıdan bir ölçüde üzgün görünmesi bile doğal.
  • Yukarıdaki maddelerin tamamını bu çerçevede yorumlamak mümkün. İntihar için bile benzer yorum yapılabilir. Albert Camus, Sisifos Söyleni’nde şunu der. “Gerçekten önemli olan tek felsefe sorunu vardır. Hayatın yaşamaya değip değmediği.”

 

Depresyonu Aşmak İçin Yeni Anlamlar Bulun

Depresyonun çok hoş bir psikolojik durum olmadığı aşikar. Ancak vermeye çalıştığım ana mesaj şuydu: Depresyon vücudun ve zihnin vermiş olduğu bir “acil durum tepkisi” olarak da düşünülmelidir. Onu sadece dışa vuran göstergelerin (uykusuzluk, yorgunluk, iştah vb.) çözülmesi ve üstü kapatılması gereken bir durum olarak gördüğümüzde işin kompleksitesini yeterince anlamamış ve takdir etmemiş oluyoruz. Ortadaki durum kişinin sosyal etkileşimde isteksizleşmesinden çok daha derin. Ortada hayata dair bir anlam arayışı söz konusu. Biz bunu inkar ettiğimizde ise zihin bizi bu sorunla yüzleşmek zorunda bırakıyor.

Çözüm nedir diye soracak olursanız, çözüm zihnin bize vermeye çalıştığı bu mesajı almak ve ona ters gitmek değil, ona yardımcı olmaya çalışmaktır derim. Yani madem konu anlam arayışı, bu arayışı sadece içgüdüsel değil, aynı zamanda bilinçli olarak da yapmak, depresyondan çıkmanın en kuvvetli yöntemlerinden biri olabilir.

Biblioterapi denilen bir yöntem var. Kelimenin anlamı, psikolojik ve zihinsel problemlerin çözümü için kitapları terapi aracı olarak kullanmak. Hayata bakış açısı değiştiren, insanın gözünü açan, farkındalık katan, Dünya’yı yeni algılama ve anlama şekilleri veren araçlar olarak kitaplar (ve bence artık sadece yazılı değil aynı zamanda video ve diğer görsel kaynakları) depresyondan çıkışın çaresi olabilir.

 

Sözün Özü

Depresyonu arzu edilmeyen ve gündelik hayatı sekteye uğratan bir illet olarak değil; insanın hayattaki önemli sorunlara ve sorulara odaklanmasını mümkün kılan, fonksiyonu olan, doğal bir zihinsel savunma mekanizması olarak görebiliriz. Bu yeni bakış açısı bize birçok alternatif çözüm ve yaklaşım kapısı açacak.

 

Heyecanlı bir haberle karşınızdayım. Yeni kitabım “Ait” çıktı!

Kitabın konusu: Çalışan, mesai yapan, emek harcayan fakat bir yandan da iş hayatında anlam arayan şehirli insanın hayatı.

En büyük konu,  belki tek konu “Ait Olma İhtiyacı”nı anlatıyor.
Belki de son iki yılımın en çok beyin enerjisi alan işi oldu.

Ait olma ihtiyacı

Buradan da ulaşabilirsiniz.
Faydalanacağını düşündüğünüz kişilerle paylaşın 🙂

(Tanıtım Bülteninden)

Dünya’nın sosyal bilimler birikimini, Türkiye’nin iş ve hayat gerçeğini yorumlamak için kullanır.
Çalışan, mesai yapan, emek harcayan fakat bir yandan da iş hayatında anlam arayan şehirli insanın hayatını ve davranışlarını keşfeder.

En önemlisi; Ait Olma İhtiyacı’nın ve ona bağlı endişelerin, hem gündelik hem de yaşamsal kararlarda ne kadar büyük bir şekillendirici olduğu konusunda farkındalık yaratır.

  • Maslow’un İhtiyaçlar Piramidi Neden Yanlış?
  • Adam gibi Adam, Kadın gibi Kadın Olmayınca Ne Oluyor?
  • Futbol Takımları ve Taraftar Aidiyeti Neden Bu Kadar Önemli?
  • Markalar ve Pazarlama Taktikleri Aitlik Duygusunu Nasıl Kullanıyor?
  • Hemşerilik Olmadan Şehirlilik Neden Olmaz?
  • “Kurumsal Aile” Olur mu; İş Hayatında Aidiyet ve Anlam Arayışı Neden Kesişir?
  • Millet, Din, İdeoloji, Eğitim, Doğa ve Dijitalleşmenin Ortak Paydası Ne?

3 sorum & 1 de önemli haberim var.

-Bir iş görüşmesi nasıl daha iyi yürütülür?

-Görüşmeye gelen adaylar nasıl daha iyi tanınır?

-Hangi insanlarla çalışılabileceği, hangilerinin kurum için yıkıcı olacağı nasıl anlaşılır?

Bu sorulara yorumlarınızı merak ediyorum. Bir yandan, kişisel bir bilgi paylaşayım: Kendim bir işe alım uzmanı olarak hem Turkcell’in İK’sında, hem de Heidrick&Struggles Yönetici Seçme alanında çalıştım. O zamanlar kendimi geliştirecek kaynakları aradığımda ve yukarıdaki soruları sorduğumda yeterince dolu, bilimsel, araştırılmış ve kuvvetli cevaplar bulamamıştım. Yıllar sonra, bugün, sizinle yeni çıkan kitabım “Yetenek Kaşifi”ni paylaşmak istiyorum. Amaç: Türkiye’de yapılan iş görüşmelerinin kalitesini arttırmak ve işe alım kararlarının niteliğini yukarı çekmek! En başta bu üç soruya cevap veriyor. Uzun bir emeğe, araştırmaya, bilime ve tecrübeye dayanıyor.

“Doğru İnsanı İşe Almak” konusunu önemli buluyorsanız, artık bunun tekniği konusunda referans alabileceğiniz bir kaynak var. Kitabı doğrudan edinmek isterseniz: https://lnkd.in/dUxnKgA

Mayıs ayında, kitabı anlatmak için takvimimde zaman ayırdım, eğer kurumsal olarak bu konu üzerinde birlikte bir çalışma yapalım derseniz, bana mesaj yazabilirsiniz.

Sevgiler & İyi okumalar Ozan.

Fikir vermesi adına kitaptan kısa bir alıntı:

“Günlük hayatta ve iş ortamında tanıştığınız insanların gizli motivasyonlarını, tereddütlerini, inanışlarını, korkularını, isteklerini, düşüncelerini, akıllarını kurcalayanları ve en önemli değerlerini apaçık görebilseydiniz hayatınız nasıl değişirdi? Karar alma süreçleriniz nasıl etkilenirdi?

Yetenek Kâşifi, hem iş hem özel yaşamınızda karşı karşıya kaldığınız tüm insan etkileşimlerinde kullanılabileceğiniz, dikkatle ve derinlemesine gözlemlerle tasarlanmış bir “model” içermektedir.

Bu çalışmanın başlıca amacı, bir organizasyondaki işverenlerin ya da işe alım yöneticilerinin, iş görüşmesi uygulamalarının kalitesini artırarak ve aday tecrübesini geliştirerek daha etkin işe alım kararları vermelerine rehberlik etmektir. Ayrıca, bu kitapta bulacağınız teorik ve pratiğe dönük uygulamalar, benzer insan etkileşimi dinamiklerini barındıran herhangi bir ortamda da kullanılabilir. Kitabın içeriğinde bulacağınız fikir ve ipuçları, işe alım ve insan kaynakları alanının da ötesine geçerek satış, satın alma, pazarlama; kısacası, insan etkileşimini ve iş hayatındaki karar verme süreçlerini içeren herhangi bir bağlamda fayda sağlayacaktır. Bu kitapta bahsi geçen model, yüz yüze ve birebir etkileşimlerin tamamında daha iyi performans göstermeniz, insanlar arasında geçen diyalogları daha iyi anlamanız ve çözümlemeniz için kullanılabilir…”

Cem Yılmaz Neden Başarılı? Bir Tat Bir Doku’dan, Fundamentals’a

Cem Yılmaz neden başarılı düşündünüz mü? Komedi mesleğinin doğasında, çok iyi yaptığı bazı şeyler var. Tartışmasız, Türkiye’nin gelmiş geçmiş en iyi komedyeni. Bir Tat Bir Doku’dan (1999), Fundamentals’a (2013) yaşadığı gelişim yolculuğunu konuşmadan önce bir durup bu adam, “Neden Başarılı?” sorusunu soralım.

Neden Başarılı?Cem Yılmaz Neden Basarılı

Başarı için çok çalışmak gerektiği gerçeği bir tarafa, konu sahne ve Cem Yılmaz’ın başarısı olunca bence her şeyin merkezinde en önce şu üç konu var.

1) Kendi eğlenen, karşısındakini de eğlendirir.

Cem Yılmaz’ın hem Bir Tat Bir Doku hem de Fundamentals gösterlerindeki sunuş ve sahne performansına baktığımızda en büyük ortak nokta olarak, kendisinin de dolu dolu eğlendiğini görüyoruz. En azından, eğlenmiyor olsa bile bu şekilde bir algı yaratmayı başarıyor. (Not düşmek gerek; gülüşleri büyük çoğunlukla mikroifadeler bilimine göre gerçek gülüş, bu yüzden benim oyum, kendisinin de gerçekten eğlendiği yönünde). Tüm gösterilerde samimiyete ve içtenliğe vurgu yapıyor. Sahneye çıktığında “beni sizler yarattınız” gibi klişelerden uzak duracağını söylüyor. Kendini gayet gündelik, gayet sıradan, gayet halktan bir yere koyuyor ve bunu vurguluyor. Kendisini, gülmekten zevk alan, ve diğer insanları güldürmeyi görev edinmiş birisi olarak anlatıyor. Sahne’ye çok yüksek bir enerjiyle, eğlenceli