Posted by Ozan | Hayat & Kariyer

Bir sinema salonuna oturdunuz, film başladı.

Son zamanlarda çok popülerleşmiş olan doğa üstü güçleri olan kahramanları konu alan bir film izliyorsunuz. Filmin başlarında her insan gibi normal davranışlar gösteren kahraman, filmin konusu ilerledikçe alameti farikasını ortaya koyuyor ve gözlerinden fışkıran lazer ışıklarıyla duvarı delmeye başlıyor!

Ne kadar şaşırıyorsunuz? Gözleriniz yuvalarından çıkmıyor, nabzınız yükselmiyor. Filmin içinde bu olanların doğallığını, ve normalliğini kabul etmiş olarak izlemeye devam ediyorsunuz. Neden sinema salonunun ortasında “böyle saçma şey olur mu?” diyerek tepki göstermiyorsunuz?

 

Sebebi şu: Filmi izlemek için oturduğunuz koltuğa yerleşmeden önce, daha gişede film biletini satın alırken, sözsüz bir anlaşma yapıyorsunuz. Bu anlaşma sizinle, filmi üretmiş ve ayağınıza getirmiş olanlar arasında. Siz, filmi izlerken, “bu çok saçma”, “böyle şey hiç olur mu”, “oradan gerçekten düşse kesin bacağını kırardı” gibi şeyler söylemenize sebep olacak sorgulamaları yapmama sözü veriyorsunuz; filmi çekenlerde sizi bunun (ve bilet parasının) karşılığında eğlendirme sözü veriyorlar. Bu durum, tam tabiriyle suspension of disbelief (Türkçe’ye en çevrilebilir haliyle inanmamaya ara verme olarak biliniyor.)

Her halükarda film bir noktada bitiyor, ayağa kalkıp silkeleniyorsunuz. Sinema salonunun karanlığından aydınlığa çıkarken gözleriniz kamaşıyor. O göz kamaşmasıyla birlikte hayal dünyası ile gerçek dünyası arasına da net bir çizgi çekiyorsunuz. Daha sonra, normal hayata devam.

Bugüne gelelim…

İçinde yaşadığımız coğrafyada öylesine garip, öylesine sıradışı, öylesine gerçekdışı, şaşırtıcı, kabul etmesi ve sindirmesi güç olaylar yaşanıyor ki sürekli dönüp dönüp bu bizim gerçekliğimiz mi diye bakıyoruz.  İçten içe umuyoruz ki televizyonlarda izlediğimiz, arkadaşlarımızdan duyduğumuz, Twitter, Facebook ve haber sitelerinden aldığımız haberler bir filmin parçası olsun. Gerçek olmasın. Ancak ne kadar istersek isteyelim, o göz kamaşmasını yaşayarak sinema salonunu terkedip dış dünyaya yani kendi normal hayatımıza dönemiyoruz.

 *

Travma kelimesi, yunanca “yara” anlamına geliyor. Dolayısıyla Psikolojik Travma dediğimiz olgu, kişinin ruh dünyasının zarar görmesi olarak tanımlanabilir. Ancak psikolojik travma tanımının içerisinde bize ışık tutan çok kritik bir nokta var.

Psikolojik Travma bir çok kaynağa göre şu şekilde tanımlanıyor. “Beklenmedik bir durum karşısında kişinin başetme becerisini aşan, yüksek stres.”

Psikolojik Travma’yı tanimlayan en önemli unsur, kişisel bir durum olması. Yani bir durum bir kişi için travma yaratabilirken, bir başkası için bu etkiyi yaratmayabilir.

Buradan ne sonuç çıkarılabilir? Örneğin her insanın farklı hassasiyet seviyeleri olduğu söylenebilir. Herkesin farklı değerleri ve hayattan farklı beklentileri olduğu söylenebilir… Bunların hepsi doğru. Ancak çıkacak en önemli ve üzerine en aksiyon alınabilir sonuç şu: Psikolojik Travma’yı yaşamak, olayın kendisi kadar kişinin olaylarla başetme becerisinin gelişmişliği (psikolojideki tabiri ile “coping”) ile ilgili. Karşı karşıya kaldığımız durumları veya bireysel ya da toplumsal olarak başımıza gelenleri seçemeyebiliriz, ancak bunlar karşısında nasıl bir duruş sergileyeceğimiz ve ne derecede etkileneceğimiz konularında söz sahibiyiz!

  • Hayatta pozitif senaryoları beklediğiniz kadar, negatif senaryoları da bekleyin. Kötü şeylerin olabileceğini de dikkate alın.

Başınıza kötü bir olay gelse bile toparlayabileceğinizi ve yara almadan atlatabileceğinizi kendinize hatırlatın. Duygusal Zeka kavramı Daniel Goleman’a göre kişinin stresli durumlar altında kendini sakinleştirebilmesi ve iç dünyasında endişe ve öfke duygularını çözümleyebilmesi olarak tanımlanıyor.  Yine empati Duygusal Zeka’nın göstergelerinden bir tanesi. Yani kendinizi hassas veya empatik biri olarak görüyorsanız bunu avantaja çevirin ve kendi duygularınızı olgunca yönetmek için kullanın.

  • Sosyal destek almak için arkadaş çevrenize dönün. Başetmek için gereken gücü onlardan alın. Akıl birliği yapın, tartışın, konuşun. 

Özellikle tek bir kişiyi değil, bir toplumu ilgilendiren olaylar karşısında, en doğru başetme taktiği dışa dönmek ve arkadaşlarla daha da çok sosyalleşmek. Böyle zamanlarda kişinin son ihtiyacı olan şey kendisini daha da yalnız hissetmesidir. Birlik duygusu insana kendisini en kuvvetli hissettiren şeydir. Toplumsal travma zamanları, arkadaşlarla sosyalleşmek, dünyayı farklı perspektiflerden tartışmak ve böylece kişisel düşünceleri sağlıklı bir şekilde netleştirmek ve yalnız olmadığınızı hissetmek için en sık görüşülmesi ve sosyal olarak aktif olunması gereken zamanlardır.

  • İyi uyuyun, kaliteli beslenin ve dolu dolu spor yapın.

Fiziksel canlılarız ve bütün psikolojimiz beyin kimyamızdan, beyin kimyamız da vücut kimyamızdan etkileniyor. Aktif ve yüksek enerji harcadığınız bir gündelik yaşam, depresif bir ruh haline sürüklenmemek ve travmaları aşmak için çok kuvvetli bir araç.

  • Mizah kullanın.

İnsan bir espriye neden güler? Hayattaki basit ama zor sorulardan bir tanesi. İşin en temelinde, yani insanların bir şeyi “komik” bulmasının arkasında, onlar için tanıdık bir kavrama, tanıdık olmayan ve onları şaşırtan bir bakış açısı keşfetmeleri yatar. Yani mizah, içinde bulunduğunuz veya bildiğiniz bir durumun, bilmediğiniz bir perspektifini size gösterir. Aynı duruma farklı bakış açılarından bakma şansı bulmak, o konuyu doğru anlamak, kabullenmek ve aşmak için harika bir panzehirdir.

 

  • Sadece kendinizi düşünmeyin, başkalarına destek olun.

Başkalarına yardımcı olmak, bir anlığına da olsa sizi “bana ne olacak” sorusunun üstüne çıkarır. Daha az ben, daha çok biz diye düşünmeye başlarsınız ve bu birliktelik duygusu pozitif etki sağlar. Üstelik, başkalarına yardımcı olmak kriz zamanlarında hissettiğiniz “güçsüzlük duygusu”nu aşmaya ve sallantıda olan özgüveninizi yerine getirmeye yarar.

  • Bu olaydan ne öğrendiğinizi kendinize sorun. Duygusal ve zihinsel olarak nasıl gelişirsiniz bunun yolunu arayın.

Yaşadığınız olay karşısında dünya görüşünüz nasıl değişti? Hiç olmaz sandığınız neleri gözlemlediniz? Çevreniz, toplumunuz, kendiniz ile ilgili neler keşfettiniz ve öğrendiniz? Tüm bu ve benzeri soruları düşünerek dünyaya karşı daha olgun bir şekilde bakıyor olacağınızı kendinize hatırlatın.

Tercih etmesek ve bilinçli olarak istemesek de, insan en çok zorlandığı koşullar altında gelişir ve büyür. Son bir kaç ayda yaşadığımız olayların her birimizi daha olgunlaştırması, bencillikten uzaklaştırması ve çoğulcu, gerçek anlamda demokratik olarak paylaşacağımız bir hayata imkan vermesi dileğiyle…

www.ozandagdeviren.com

Hayata ilişkin yeni bir şeyler öğrenin.

 

 

*

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmailFacebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail Bilgi Paylaştıkça Artar!

  • YouTube’da Abone Ol

  • Eleştirel Düşünce Dost'tur.
    Bu kitabı okuma listene al!
  • Facebook By Weblizar Powered By Weblizar
  • Kariyer ve geleceğine
    bakış açını değiştir.
    Posta Adresi
    Güvenli. Spamsiz.
  • Tüm Konular…

  • Son Birkaç Tweet!

Yeni Yazıları Kaçırma!

Kariyer ve geleceğine bakış açını değiştir.

Spam yok.
İstediğinde terk et.
Posta Adresi