Ofis ve İş Hayatında Karşılaştığınız İnsanları “Gerçek” Yapan İki Gizli Dürtü

Ateşin başında bağdaş kurmuş yan yana oturan, gün içinde avladığı veya topladığı yemeği paylaşan bir grup insanla başlayan hayatta kalma hikayemizde çok yol aldık.

Tarihsel gelişimimiz kişilerin değil, bir türün, bizim kabilemizin hikayesi. İnsanlık tarihinde ne ürettiysek başka insanlarla ilişki ve diyalog içerisinde başardık; sebep ister diğer insanlara fayda sağlamak, ister onlardan ilham almak, ister onlara tepki göstermek olsun. Alet üretme becerimizle farklılaştık. Bütün tarihsel gelişimimiz alet yaratma – üretme becerimiz ve bir kişinin başaramayacaklarını birkaç veya yüzlerce kişi bir araya gelerek var etmemiz üzerine kurulu.

İnsanlık gibi kavramları konuşurken hep zorlanıyorum. Sebebi bu konudaki düşüncelerimin net olmaması veya konunun sıkıcı olması değil, aksine yakından ilgili olduğum bir konu. Sebebi bu gibi kavramlar hayatın, deneyimlerimizin, inançlarımızın ve dünyaya bakış açılarımızın içine o kadar gömülü ki konuyu buradan açınca tek bir şeyden değil, her şeyden bahsediyor oluyoruz. Konu nasıl başlarsa başlasın çok hızlıca dağlıyor ve mesaj bu muğlaklık içinde de kaybolup gidiyor. Bir anda kendimizi ya “hayat berbat, boşver” ya da “hayat güzel, tadını çıkarmak lazım” noktasında buluyoruz.

Bu yüzden tek bir şeyden bahsetmek istiyorum: İnsan olarak ezelden beri sahip olduğumuz ve bugün dahi taşıdığımız ve bizi insan yapan özel dürtülerden.
Dürtü derken de; hayatta kalmayı sağlayan vahşet, açlık, cinsellik gibilerinden bahsetmiyorum. Bunlar hepimizde olmasının ötesinde, pek özel değil. Bu tarz içgüdüleri tüm canlılar alemiyle paylaşıyoruz. Bizi insan yapan bu özel dürtülerden ilki üretmek, ikincisi ise işbirliği yapmak. Aslında bu çok basit bir nokta. Basit olması sebebi ile de ne kadar önemli olduğunu kavramakta zorlanıyoruz.

Çalıştığınız ofise bir bakın. Birlikte çalıştığınız insanlara, yöneticilerinize, çalışanlarınıza bakın. Şirketin kurum kültürüne hatta bir üst seviyede, ülkedeki iş hayatı kültürüne bakın. Üretmek ve işbirliği yapmak insanların en temel dürtüsü gibi gözüküyor mu? Yoksa etrafınızdaki tüm işaretler insanların işbirliğinden mümkün olduğunca uzak durduğu ve karşılığında kuvvetli bir çıkar olmadığı sürece üretmek için aba göstermeyeceğini mi söylüyor? Kopukluk nerede?

Öyle bir yapı içerisinde yaşıyoruz ki (üretme isteği insanın binlerce yıllık mirasının merkezi bir parçası olmasına rağmen) sanki her durumda çaba göstermek, bir şey uğruna çalışmak, yeni bir şeyler üretmek bir tür ceza, veya kaçınılması gereken durum olarak algılanıyor. Ancak ucunda para veya çıkar varsa yapılacak bir şey.

Çocukluğumuzda da ilk aldığımız ders bu değil mi: Ödevini yap, yoksa a)sınıfta kalırsın b)evde azar işitirsin c)sokağa çıkamazsın d)oyun oynayamazsın (hatta e)dayak yersin). Yani çocuğun dünyasında ödev öylesine kötü bir şey ki, sadece çok istemediği sonuçları engellemek için yapılması gereken bir fedakarlık olarak görüyor. Veya tam tersi, ödevin yaparsan a)öğretmenlerin seni sever b)hediye olarak PlayStation veya tablet alırsın c)sınıfını geçer, başarılı olursun ve en kötüsü d)annen-baban seni ancak ve ancak başarılı olursan sever. Bu sefer de çocuğun dünyasında ödevin kendisi istenen pozitif sonuçlara ulaşmak için ödenmesi gereken bir bedel.

Doğru mesaj ise şu olmalı: ödev yapmak bazen zor ve sıkıcı olsa da, öğrenme eyleminin kendisi, kendi içinde değerlidir, anlamlıdır, yapmanın bir faydası vardır. Merak duygusunu tatmin eder, kişi öğrendikçe hayatı ve dünyayı daha iyi anlar, güzellikleri daha çok görür. İnsan olarak olgunlaşır, büyür, çevresine fayda sağlar.  Yani ödevin kendisi bir ceza veya bedel değildir, çaba gerektiren ve sonunda başka bir ödül veya ceza olmasa da kendi kendine değerli bir eylemdir. Ne yazık ki çok insan böyle büyüdü.

Üretmenin Her Türlüsü Zevkli: İster Masa Yapın;

İster Kod Yazın;

Aynen bu şekilde, içinde bulunduğunuz kurumsal kültüre bakın. İnsanların ne kadarı yaptıkları işi sonunda alacakları ceza veya ödül üzerinden değerlendiriyorlar? Nerede bir cezadan kaçmak(kovulma, kötü performans, dışlanma, düşük prim vb.) için değil de, işin kendisine değer vererek, ondan zevk alarak yapan biri varsa yakasına yapışın. Ondan öğrenecek çok şey vardır.

Diğer konu ise işbirliği dürtüsü. 2016 yılına yeni girerken, Instagram’dan check-in yapan, adresi sorarak değil Google Maps ile bulan biz teknoloji jenerasyonu için bugün bildiğimiz haliyle medeniyet (endüstriyel devrim sonrası) son 200 yıllık bir olgu. Daha tarihsel bir perspektiften insanlığa ait medeniyetin 6000 yıllık olduğunu söyleyebiliriz. Bu haliyle bile bizim ‘medeniyetimiz’ insan olarak dünyada var olduğumuz süre olan 200,000 yılın küçük bir oranı.   Hatta insanların ilk atalarının 6 Milyon yıl geçmişe gittiği söyleniyor.  Yani küçük bir hesapla; bizim bugün bildiğimiz ve kurallarıyla, öncelikleriyle, beklentileriyle kendimizi adapte etmeye çalıştığımız dünya, insan canlısı olarak yaşadığımız sürenin (200/200,000) binde biri.
O yüzden bugünkü yaşayışımıza ve yakın tarihimize bakınca insanın hep birbiri ile rekabet eden, işbirliğinden mecbur kalmadıkça kaçınan bir canlı olduğunu düşünmek mümkün. Ancak bu düşünce tarihimizin bütününe bakınca hiç de doğru değil.

İnsanı, yanı The Wise Man – Homo Sapiens’i diğer türlerden ayırıp bugünkü noktaya getiren tek beceri, kalabalık gruplar halinde organize olabilme ve işbirliği yapabilme becerimiz. (Bu konuya harika bir yaklaşımla açıklama getiren Sapiens isimli kitabı öneririm.)
200,000 yıl öncesinde bugünlere gelene kadar ki yaşayımızda hayatta kalmak için ilk geliştirdiğimiz en önemli becerimiz olan işbirliği yapmak, bugünkü iş hayatımızda çok merkezi rol oynuyor.  Büyük işler bir kişiden çıkmıyor, hemen her zaman takım çalışması şart. Doğadaki insanın hiçbir şeyi yokken, onun eline alet almasını sağlayan şey, üretme dürtüsü. Doğaya karşı yalnızken onu kuvvetli yapan, başka insanlarla organize olabilme ve işbirliği yapabilme becerisi. En özüne damıttığımızda bu iki temel dürtü bizim insanlığımızı anlatıyor. İş iletişimlerinde, günlük diyaloglarda ve pazarlıklarda, ticarette, toplantılarda ve profesyonel karşılaşmalarda bunu daha çok hatırlatalım.

One thought on “Ofis ve İş Hayatında Karşılaştığınız İnsanları “Gerçek” Yapan İki Gizli Dürtü”

  1. Antwan U
     · 

    Very interesting points you have noted, thanks for putting up.Blog money

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.