Daha Az Hiyerarşi, Daha Çok Yetenek: İnsan Kaynakları Nasıl bir Değişim İçinde?

İnsan canlısının karşı koyamadığı ihtiraslardan biri ölümsüzlük, diğeri de geleceği görme arzusu olsa gerek. Mitoloji ve sanat eserleri ölümsüzlük iksirleri ve kahinlerle dolu nihayetinde. Şu anda yine öyle bir noktadayız ki tarihte, kesin olarak söyleyemesek de bazı değişimlerin kesin olarak geldiğini ve gelirken neler getirebileceğini görebiliyoruz. Örneğin kesin olarak teknoloji ve biyoloji daha iç içe girecek, yaşadığımız hayatın süresi ve niteliği değişecek. Kesin olarak fiziki öğrenme ve çalışma ortamları, okullar ve işlerin şekli değişecek. Kesin olarak ulaşım araçlarının niteliği ve kullanım şekli radikal olarak değişecek. Geleceği görmek tek başına anlam ifade etmiyor tabi, harekete geçmek ve gördüğümüz geleceğe adapte olmak için adım atmak gerekli.

İnsan Kaynakları, bu gelecekte, bildiğimiz ve dünkü tanımlarıyla hayatımızda olmayacak. Öte yandan, daha geniş bir tanımla: İnsanların üretim amacıyla ortaklaşa organizasyonunu sağlmaka  daha da önemli bir konu olacak ve bugünün IK becerilerinin bir kısmının, üzerine yeni beceriler de katarak daha gelişmiş bir fonksiyona evrim göstereceğini söylemek mümkün.

 

photo-1427435150519-42d9bcd0aa81
Üretim için mekan bağımlılığı kalmayacak.

 

Organizasyonların sabit görev tanımlı kutular üzerine kurulu olduğu, eğitim sisteminden ise bu kutulara uyacak şekilde geçen öğrencilerin bu standardize edilmiş kutuları doldurarak çalışan haline dönüştüğü ve kendi zamanını doldurunca devrettiği bir sistemden; kişilerin ve becerilerin merkezde olduğu, sistem ve organizasyon şemalarıyla değil, ortak amaç duygusu ile yatay organize olmuş kurum yapılarına doğru bir değişim yaşanıyor.

Bu değişim aslında lokal değil, global bir durum, her ülkede farklı büyüklükte ve farklı etkide. Ortak olan, bu değişimi tetikleyen faktörler. En başında, artık üretim merkezi olmak zorunda değil. Burada üretim dediğimizde sadece ağır sanayi düşünmeyin, şu anda içinde olduğumuz tarihsel zamanda tek bir bilgisayar ve işletim sistemi ile evin köşesinde bir yazılım üretmek de aynı derecede değerli. Bu değeri fayda yaratan bir mütevazi bir yazılımın bile  birkaç ev değeriyle satın alınmasıyla canlandırabilirsiniz. Veri – madde – veri arasındaki çevirimler gittikçe kolaylaşıyorve bu sınırların birbirine yaklaşması tüm dünyanın üretim ve tüketim şekillerini yeniden yazmaya başladı. Üç boyutlu yazıcılar sadece yaşayacağımız büyük değişimlerin habercisi. Biraz daha ileri bakalım. Ne görüyoruz?

 

old vs new -
Artık yeni ve ‘responsive’ organizasyon sistemleri geleneksel organizasyon şemalarının yerini alacak

 

Geleneksel IK bir tarafa, geleceğimizin iş dünyası ve değer üretme odaklı tüm şirketleri insanla ilgili konuları şirketin stratejik konularının en merkezine koymalı ve bunun üzerine iş modellerini inşa etmeli. Çalışanların nasıl ortak bir amaç etrafında organize edilebileceği, nasıl motive edilebileceği, kurum kültürü ve iş hedeflerine en uygun iş yapma biçimlerinin benimsenmesi gibi konular başarılı şirketleri ayıracak en kuvvetli etkenler olacak gibi gözüküyor.

Özellikle işi teknolojiyle olan, teknoloji tarafından işi tehdit altında olan veya teknolojiyi kullanarak eski köye yeni adetler getirme hedefindeki şirketler için bu konu daha da önemli. Çalışanların, şirketin yönetim kadrosundan ayrı hissetmeden, bir değişim yarattığını düşünmesi ve bu değişimin kendi hayata bakışı ve anlam arayışı ile örtüşmesi imkansız değil. Bunu her geçen gün daha çok şirket başarıyor, hatta dönüp şu anda global anlamda hayal edilemeyecek boyuta ulaşmış başarılı şirketlere baktığınızda çok daha rahat görebilirsiniz. Facebook’un ilk ve en öncelikli amacı kar etmek değil*, dünyanın insanlarını birbirine, daha önce görülmemiş bir skalada bağlamak. Bu şüphesiz ki içinde yaşadığı dünyaya karşı umursamaz olmayan insanlar için parayla satın alınamayacak bir motivasyon kaynağı.

 

 

IK Analitiği Bunun Neresinde?

Organizasyonlar yataylaştıkça, hiyerarşi yapıları yıkıldıkça işler değişiyor. Bu etkenler yüzeyde sebep olarak gözükse de aslında bu organizasyon ve yönetişim modelleri değişimleri sebep değil, daha derinden ve büyük bir etkenin sonucu. Değişimin hızı değişiyor. İşte derinden gelen ve üzerine kurulu her şeyi zangır zangır sallayan etken bu.

Somutlaştıralım. Bu örnek adına tarihi üç parçaya bölelim. Birinci dönem, yazı öncesi toplumlarda üretilen bilgiler kulaktan kulağa, sözlü hikayeler olarak, müzik ve şarkılar ya da basit görsellerle ifade edildiği dönem olsun. Yeni doğan kişinin, içinde bulunduğu toplumun bilgilerini benimsemesi doğal akışında gerçekleşiyor ve bu bilgiler kişi ölene kadar geçerliliğini yitirmiyordu. Bu dönemde, beş nesil önceki bilgiler ile beş nesil sonrası bilinen bilgi türleri arasında radikal bir değişiklik gözlemlemek mümkün değildi. İkinci dönemi kabaca, 0 – 1980 arası olarak alalım. Bu dönemde değişimin temposu nispeten hızlanmış olsa da planlaması ve hayata geçmesi 10 yıllar süren (bu gün de kullandığımız) güncel eğitim şekillerinin aktardığı ve öğrettiği bilgiler en az birkaç nesil boyunca geçerliliğini koruyordu. İki nesilin yaşadığı hayatlarda bazı farklılıklar, yeni icatlar olsa da bu değişim arasında iki – üç nesil farkı olan insanların anlaşmasını engelleyecek boyutta değil. Üçüncü dönemi ise 1980 – Günümüz olarak düşünelim. Değişim o kadar hızlı oluyor ki artık, bir nesilden ötekine yaşayışın hemen hemen tüm koşulları, tüm bilgiye ulaşma şekilleri, boş zamanı ve günlük hayatını nasıl organize ettiği değişmiş durumda. Bu dönemi anlatmaya gerek yok şayet hepimiz yaşıyoruz.

Yani şu anda öyle değişken bir zeminde yaşıyoruz ki, eğitim sisteminin üretim zincirindeki boşluklara insan yetiştirmesinin, ardından çok dikkatlice ve değişmemek üzerine çizilmiş organizasyon şemalarında yerimizi almanın dönemi geçti. İçinde bulunduğumuz değişim hızına ancak otonom-kendi yönünü belirleyebilen, eş zamanlı olarak öğrenen, düşünen, gözlemleyip karar alan ve refleks geliştiren canlılar olarak yetişmek mümkün. Bu şekilde davranışa izin veren ve bunu yüceltenşirket organizasyonları kişilerin kapasitelerini tümüyle çıkarma şansını artırıyor.

Tüm bunları dikkate alarak şu şekilde özetlemek mümkün: Yaşanan tarihsel değişim geleneksel üretim odaklı şirketlerle, teknoloji temelli ve değişime adapte olabilen şirketler arasında yaşanıyor. IK’nın geleceği gittikçe daha az doğru hiyerarşiyi inşa etmeye çalışmakla; daha çok en becerikli insanları organizasyona nasıl katarız ve onları ortak, paylaşılan ve anlamlı bir hedefe doğru nasıl bir araya getiririz bunun uğruna çalışmakla ilgili olacak.

 

Ozan Dagdeviren

Orjinal Yayınlanma:

06.10.2015  www.IKanalitigi.com

 

 

*Özellikle IPO sonrası ticari başarının diğer tüm etkenlerin başında belirleyici olduğu gizlenemez bir gerçek ancak en azında şunu söylemek mümkün, gelir arttırma hedefi bir önceki jenerasyon şirketlerde daha ön plandaydı. 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.