Aldatma Konusu Ötesinde: İyi İlişkiler Psikolojisi ve Felsefesi

İlişkiler deyince çoğu kişinin aklı aldatma konusuna gidiyor. Akla gelen o olmasa bile iyi ilişkiler deyince yine akla duygusal ilişkiler, aldatma aldatılma hikayeleri, aşk tavsiyeleri konuşuluyor.

Google’da “insan psikolojisi” bile ayda ortalama 6000 kere aratılırken, “aldatma” ayda 9800 kere aratılıyor.

Benim bu konuya ilgiminin aldatmayla ve aşkla pek ilgisi yok. Hikayem biraz farklı.

*

Meslek icabı ilgimi orantısız olarak çeken bazı konular var.

Bu konulardan biri “İyi İlişkiler Kurmak”.

Aslında bu konuya bilimsel olarak bakılacaksa bu hem bireylerin iç dünyasını ilgilendirdiği için psikolojiyi, bireylerin birbiriyle etkileşime girme şekillerini ilgilendirdiği için sosyal psikolojiyi hem de grupları ve kitle davranışlarını & kişilerin toplum ve kültür altında nasıl ilişki kurduğunu anlamak gerektiği için de sosyolojiyi ilgilendiriyor.

Yani çok canlı ve sosyoloji ve psikolojiye gönül vermiş biri olarak da çok ilgimi çeken bir konu. Ancak bu konuyla ilgili elimizde ne var diye dönüp baktığımda genellikle ve ağırlıkla aşk, sevgi, eş bulmak, aldatmak gibi popüler konuların tekrar tekrar ve benzer şekilde işlendiğini, bunun dışında kalan konuların ise görmezden gelindiğini farkettim.

Bunun hem altı dolu hem de özellikle şehir hayatında yaşayanlar için önemli bir konu olduğunu düşünerek Tezgahçılar ekibiyle bu konuda bir eğitim tasarlamaya karar vermiştik.

Planlar gerçek oldu ve iki gün süren, şahane, benim için de çok şeyi yeniden keşfettiğim ve örendiğim bir eğitim geçirdik.


Eğitimin üzerinde bir kaç ay geçmişken, farkettiğim en önemli noktaları ve bazı “cevherleri” paylaşmak için iyi bir zaman sanırım.

1

Arkadaşlık (veya çevremizdeki insanlarla kurduğumuz duygusal olan ve olmayan tüm ilişkiler) ne kadar önemli diye sorduğumda, “Tabi ki de çok önemli” şeklinde bir cevap verdik.Bu cevap politik olarak çok doğru olmakla birlikte, çok içten bir cevap değil.

Yani arkadaşlığın ve ilişkilerin önemli olduğunu biliyoruz, ancak neden önemli olduğuna ilişkin yürüttüğümüz mantık sınırlı. Yani bence itiraf etmek gerekirse, “arkadaşlık önemli” biraz ezbere verdiğimiz bir cevap.

İyi ilişkiler önemli desek de tam nedenini söylemekte zorlanıyoruz.

İşin aslını çözmek için şu soruyla yaklaşmak gerekiyor. “Hayatınızdaki, fiziksel olmayan (yani zihinsel/ruhsal/duygusal) ihtiyaçlarınız neler?” Bu biraz zorlayıcı bir zihinsel çalışma, ancak sonunda çıkan bütün cevapların bir şekilde çevremizdeki ilişkilere dayandığını görmek aydınlatıcı. Hayatta en çok neye ihtiyacımız var dediysek bir şekilde iyi ilişkiler kurmakla bağlantılı çıktı.

2

Bir insana verilebilecek en kötü ceza tecrittir. İnsan olarak bizi diğer canlılardan ayıran en önemli özellik Robin Dunbar’ın Human Evolution kitabında net olarak ortaya koyduğu üzere kalabalık gruplar halinde organize olabilmemiz. (Bu arada Dunbar’ın bulguları en fazla gerçek arkadaş ve tanıdık diyebileceğimiz kişi sayısı 150 olabilir diyor, nitelik yerine niceliğe odaklananların dikkatine…)

Bu şu anlama geliyor; bizimle fiziksel olarak tam aynı özelliklere sahip ancak bireysel yani 100+ gruplar halinde organiza olamayan canlılar olarak yaşasak çok daha ilkel, basit ve farklı bir yaşantımız olurdu. Yani bugünkü kültür ve dünya düzeni en başta işbirliği yapabilmemiz ve çevre geliştirebilmemize dayalı. Bugünün bireyselliğe bu kadar ağır vurgu yapan dünyasında aslında ne kadar kolektif canlılar olduğumuzu keşfetmek önemliydi.

Büyük eserler çoğunlukla işbirliği ürünüdür.

3

İnsan olmanın özündeki en temel duygulardan bir tanesi “aidiyet”. Aidiyet duygusunun ne kadar merkezi bir ihtiyaç olduğunu keşfedince, milliyetçilik duygusundan, spor takımlarına duyulan fanatik bağlılığa, insanların kendi cinsiyet tanımlayıcılarıyla olan takıntılarından hemşerilik konularına bir çok farklı boyuta yeni bir ışık altında bakmak mümkün oldu.

Yalnızlığın, ölüm riskini %29 ile 32 arasında arttırdığını söyleyen araştırmaların altyapısını ve mantığını çözdük. Akıl sağlığımızı ve gerçeklik algımızı, düzenli olarak çevremizden aldığımız geribildirimlere ve teyitlere borçluyuz. Aslında hava nasıl sorusunun bile sadece hava durumuyla değil ancak konuşmayı başlatmak için ortak bir zemin kurma ihtiyacına bağlı olduğunu gördük.
Salomon Asch deneyleri ile Sosyal Baskı unsurunu ve en savunmasız anlarımızda kalabalığı takip etmek konusunda ne kadar çaresiz olduğumuzu gördük. Özellikle kitlesel olarak meydanlarda olduğumuz ve hem kültürel hem politik meseleler kitlesel tepki verdiğimiz bir dönemde kalabalıkların nasıl düşündüğünü ve nasıl hissettiğini anlamak büyük bir kazanç oldu.

Daha önce rastlamadıysanız sosyal baskının etkisini görmek için Solomon Asch Deneyi’ne bir göz atın.

 

Aldatma’nın Ötesinde Çok Önemli Konular var…

Bunlar dışında Epikuros’tan, Aristo’ya; yapılmış en büyük mutluluk araştırması olan Harvard Grant Study’den Alain de Botton’un gözlemlerine, oradan da yine dünyanın en büyük çiftlere ilişkin araştırmalarını yapan John Gottman’ın bulgularına derin bir yolculuk yaptık.

Ben bir kere daha, her eğitimin katılan kitlenin ilgisi, bilgisi ve konuya dahiliyetiyle ne kadar değişebildiğini ve zenginleşebildiğini farketmiş oldum.

Katılanlardan bu yazıyı okuyanlar varsa, keyifli ve dolu sohbet için tekrar teşekkürler.

Gelecek eğitimlerde görüşmek üzere,

www.ozandagdeviren.com

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.