Kaliteli Video İçerik Üretme Yolculuğu

Şaka maka “Youtube’çu” da olduk. Uzun süredir bundan kaçınıyordum. Artık internet ortamında tükettiğimiz içeriğin gittikçe video’ya ve görsel araçlara kaymasıyla, ben de direnemedim.⠀ Son 1.5 senedir çok aktif olarak yazıyorum. Yazıların bazıları beni şaşırtacak derecede çok okunuyor, bazıları daha az. Ancak net olarak gözlemlediğim, her geçen 6 ayda, online içerik tüketme alışkanlıklarının daha da fazla video formatına kayması.⠀ ⠀

O yüzden, aslında aynı şeyi, “farklı formatta” yapmayı deneyeceğim bir süre. Yine düşünce geliştirip, faydalı olacak ve değer yaratacak konular üzerine çalışacağım. Yine yazı yazar gibi teknoloji, sosyoloji ve psikoloji dünyalarından sentez yapmayı hedefleyeceğim. Fark; üretim çıktıları yazıdan daha çok video olacak. ⠀ ⠀

Kariyer Okulu Serisini Başlatıyorum

İlk olarak “Kariyer Okulu” başlıklı bir seri başlatmaya karar verdim. Birinci bölümü yayınladım. Hedef, her hafta en az bir video ekleyerek düzenli ve güncel içerik üretmek. Şu ana kadar yazdığım yazılardaki mevcut düşüncelerin bir kısmını da orta vadede videolaştırmayı planlıyorum. ⠀ ⠀

Kariyer Okulu Ders 1: İten ve Çeken Faktörler

Kariyer kararı alırken en önemli konulardan olan İten ve Çeken Faktörleri ve bu konuda nasıl düşünülmesi gerektiğini anlattım.

Desteklemek için gitmişken, kanala da üye olun derim. ⠀ ⠀

Geliştirme yorumlarına da her zaman açığım. 🙂 ⠀ ⠀

Ozan.

Tanışırken ilk duyduğunuz soru hiç, “meslek ne?” oldu mu?

Kendinizi Mesleğinizin Dışında Tanıtmanın Bir Yolunu Bulun

Kurumlarla yaptığımız eğitim çalışmalarında çok farklı kişilerle tanışma fırsatı buluyorum. Kurumlarla yapılan yetişkin eğitimlerinin, okul eğitimine göre en büyük farkı, katılımcıların yaşı değil. Tabi ki bu da var. Ama asıl fark, yetişkinlerin öğrenmek için kendilerinin istemesi gerekli. Bu da ancak bilgi veya bakış açısı transferi yapacak – yani eğitimi verecek – kişi ile tanışmaları ve kısa da olsa bir tür diyalog geliştirmeleri ile mümkün. Bu yüzden birkaç gün süren kurumsal eğitimlerin en önemli  kısmı nedir diye sorsanız, kendi gözlemimce bunun “tanışma” kısmı olduğunu söylerim.

Bir süredir, bu tanışma kısmında farklı bir soruyla giriş yapıyorum. Katılımcılardan, kendilerini mesleklerinden (veya ne görevde olduklarından) bahsetmeden anlatmalarını rica ediyorum. Bu, kulağa kolay gelen, ancak aslında göründüğünden daha zor bir istek. “Kollarınızı normaldekinden ters şekilde kavuşturun” gibi, zor olmadığını düşündüğümüz ama bir kere yapmaya başladığımızda “alışkanlıkların” aynı derecede gelişmiş olmadığını farkettiğimiz durumlardan.

Meslek Kimlik Yapışmasını Bölmek

İnsanın kendisini mesleğinden bahsetmeden tanıtması zor.

Buyrun, siz de deneyin. (Öğrenciyseniz de kendinizi okuduğunuz bölümü söylemeden.) Bir dakikada, sizi anlatan, nelerle uğraştığınızla ilgili fikir veren, söylemekten de memnun olacağınız bir konuşma yapın.

Zor Gerçek, Haber Kaynağını Reddettirir

İnsan, sindirmesi zor gerçeklikle karşılaştığında, haberin kaynağını ve doğruluğunu reddeder.

Kendimizi hiç bu şekilde görmüyoruz değil mi? Karşımızda yeterli ve mantıklı açıklama olursa, tabi ki de ikna olabiliriz diye düşünüyoruz. Doğru bulduğumuz düşünceleri savunma sebebimiz onların tutarlı, mantıklı ve açıklanabilir olduğuna inanmamızdan geçiyor. (Kendimize böyle söylüyoruz.)

Kimse kendi dünya görüşünün saçma olduğunu düşünmez, herkes kendi görüşünü doğru bulur. Ancak konu başkalarının görüşlerine geldiğinde çok daha agresif şekilde eleştirebiliyoruz. Bunların bir sebebi var mı? İnsan davranışının derinliklerinde, bu şekilde bir tavır takınmamızı açıklayacak bir bağlantı bulabilir miyiz?

Talepkar Olun: Daha Çok Verin, Daha Çok İsteyin

Bazı ilişkilerin nasıl yaşanacağını sosyal kurallar ve kabuller belirler. Bazı ilişkiler ise pazar koşulları tarafından belirlenir ve yaşanır.
Örneğin ailenizdeki bireyler arasındaki yardımlaşma alışverişlerinde “aile ilişkileri” sosyal normları belirleyicidir. Kültürden kültüre, aileden aileye değişebilir, ancak genellikle kendi için belirli tutarlılık taşır. Arkadaşlık ilişkileri için de benzerlik çizmek mümkün. Bir arkadaş taşınırken sizden yardım isteyebilir. Siz de ondan günü gelir arabasını ödünç alırsınız. Bu ilişkileri içerisinde para konuşulmaz. Konuşulrsa da ya ilişki gerilir ya da durum en iyi halde tatsız karşılanır. Bu ilişkileri sosyal kurallar yürütür.
Öte yandan bazı ilişkiler pazarın (yani para alış-verişinin) dinamikleri tarafından şekillenir. Araç kiralarsınız, günlük ücreti bellidir. Yemek yersiniz, menüde fiyatı net olarak yazar. Taşınma şirketi kullanırsınız, fiyatta pazarlık yapar ve anlaşırsınız. Pazarın şekillendirdiği ilişkilerde alınan ve verilen bellidir. Bu ayrımı Predictably Irrational kitabında Dan Ariely net şekilde ortaya koyar. (Türkçe’ye Akıldışı Ama Öngörülebilir olarak çevirildi, aldığımız kararların arkasındaki “saçmalıkları” çok güzel ortaya koyan bir kitap. Öneririm.)

Sorun nerede?

Sorun, bu iki farklı dünya birbiri ile çarpışmaya başladığında çıkıyor. Ev taşımanıza yardımcı olan arkadaşınız giderken cebine para sıkıştırmaya çalıştığınızı düşünün. Pek hoş bir durum değil. Tersinde de sıkıntı var, yani ticari bir ilişki sosyal normlarla yapılmaya başladığında hatlar yine karışır, kısadevre gerçekleşir. (Bkz. “arkadaşla iş yapılmaz” deyişi.)

İş Hayatı

Bu iki dünyanın birbiri ile çarpıştığı en net alan belki de kurumsal çalışanın iş hayatı. İş hayatı, belki de olabilecek en net haliyle pazar koşulları tarafından regüle edilen (ya da edilmesi beklenen) bir alan. Çünkü aldığınız belli, vermeniz gereken belli. Nihayetinde iş sözleşmesi, “şu kadar paraya, şu işi yaparım” demek değil mi? Bu gerçeğin çok net ortada olmasına rağmen biri çıkıp dese ki, “Kurumsal iş hayatındaki ilişkiler pazar dinamikleri tarafından değil, sosyal kurallar ve ilişkiler tarafından yönetilir!” o da sonuna kadar haklı.

Yani kurumsal çalışanın iş hayatı bir tarafta pazar koşulları tarafından, bir tarafta da sosyal ilişki kuralları tarafından regüle edilir. Buyrun size yaşadığımız tüm sorunların en yalın sebebi.

İş hayatındaki yaşanan tüm sorunların temelinde sosyal ve ticari ilişki kurallarının birbirine… Click To Tweet

Takım arkadaşımızın bir yardıma ihtiyacı olur, yardım ederiz. Yönetici bir iş ister, elimizden geldiğince yaparız. Üst yönetim bir sorumluluk verir, layıkıyla yerine getirmek için uğraşırız. Tüm bunları yaparken gündelik hakim düşünce, “bunu yapayım, ay sonunda maaş alayım” düşüncesi kadar basit değildir. Arkadaşa ayıp etmeme, yöneticiye mahçup olmama, üst yönetime rezil olmama gibi, sosyal statü, kabul görme ve takdir görmeye ilişkin psikolojik ihtiyaçlar, davranışların asıl şekillendiricileridir.

İş hayatında tüm davranışlarını sadece pazarın regüle ettiği şekilde yaşayan iş arkadaşları, genelde ekiplerin en sevilmeyeni, en yardımsever olmayanı olarak algılanırlar. Diğer uçta ise, tamamen sosyal kabuller ve ilişkilerin kuralları üzerinden düşünen ve maaş-satılan zaman dinamiğini dikkate almayan kişiler, saf, naif veya fazlaca fedakar olarak algılanırlar. İşleri yine zordur.

Tarla’da çalışmasak da, yaptığımız tüm işler sosyal ve işbirliği etrafına örülü.

 

Çözüm nerede?

Tek kelimelik mükemmel bir çözüm elbette yok, çünkü durumun kendisi zaten karmaşık. O yüzden en iyi çözüm, bu iki çelişkiyi, duygusal zekayı doğru kullanarak iyi durumsal kararlar alabilmekten geçer. Yani bazı durumlarda sosyal ilişkilerin zarar görmesini engelleyecek hamleler yapmak, bazı durumlarda ise bunun bir pazar dinamiği olduğunu hatırlamak gerekir. İşte bu noktada, en çok atladığımız ve dikkat etmemiz gereken nokta ortaya çıkıyor: Doğru zamanda ve doğru ölçüde talepkar olmak.

Talepkar Olun

Sosyal kurallarla yürüyen ilişkiler, doğaları itibariyle tarafların içtenlikle karşı tarafa bir fayda önermelerine dayanır. Taraflar bir ihtiyaçları olduğunda “talep etmezler”. Ya kendileri bir şey “sunarlar” ya da sorar ve rica da bulunurlar.

Kurumsal iş hayatı içerisinde, hakettiğinizi alabilmenin önündeki en büyük engel, sosyal normlara duyulan yüksek sadakat sebebiyle bir şeyi “talep ederken” mahcubiyet yaşamak ve hatta talep etmekten tamamen kaçınmaktır.

Oysa ki bu ilişki, gündelik hayatta öyle hissetmesek de, sosyal koşullar kadar pazar koşulları (alış-veriş koşulları) tarafından da yönetilen bir ilişki olduğu için, kişilerin talep etme hakları vardır.

Yani özetle, verecekleriniz konusunda cömert olun, bol bol verin. Arkadaşlara yardımcı olun, gönüllü projelere katılın, elinizden geleni yapın ve ekibinize, yöneticinize, üst yönetime, şirketinize faydalı olabileceğiniz en üst düzeyde faydalı olun.

Ancak(!) zamanı ve yeri geldiğinde de talepkar olun. Daha çoğunu talep etmekten çekinmeyin.

Daha çok izin talep edin.
Daha çok maaş talep edin.
Terfi talep edin.
Yeni görevlerde yer alma şansı talep edin.
Yurtdışında deneyim yaşama şansı talep edin.
Şirketinizin size eğitim yatırımı yapmasını talep edin.

Daha iyi bir iş-hayat dengesi talep edin.

Siz hakettiğinizi talep edin, bırakın vermeyenler onlar olsun.

Yeni Yazıları Kaçırma!

Kariyer ve geleceğine bakış açını değiştir.

Spam yok.
İstediğinde terk et.
Posta Adresi