Hayatta Doğru Karar için Önce Kendi Hikayenizi Keşfedin

“İstediğiniz her kimse olabileceğiniz dünyada, kim olacağınızı seçmek kadar zor bir şey yoktur.”

İnsan doğasına ilişkin olarak, kesin ve tereddütsüz bildiğimiz gerçekler var. Mesela, insanlar nasıl karar alır? konusu uzun süredir araştırılıyor. Özellikle sinirbiliminin bu konuda verdiği çok ilginç cevaplar var. Bunlardan bir tanesi Antonio Damasio’nun yaptığı araştırmalarla netleştiği üzere kararları mantıksal değil duygusal olarak aldığımız yönünde.  Damasio deneylerinde, beyinlerinin duygu üreten bölümlerine zarar görmüş kişilerle çalışıyor. Bu kişiler dışarıdan bakıldığında gayet normal davransalar da karar alamıyorlar. Ne karar almaları gerektiğine ilişkin mantıklı çıkarımlarda bulunabiliyor ve durumu analiz edebiliyorlar. Ancak gündelik basit konularda bile, örneğin öğle yemeğinde tavuklu mu yoksa etli mi sandviç istediklerine karar veremiyorlar. Çoğu kararın, sadece mantıksal olarak artı ve eksileri tartmaya kalktığınızda içinden çıkılamayacak kadar fazla boyutu ve değişkeni var. Bu sebeple mantığın yetmediği yerlerde kararları duygularla ve de içgüdülerle alıyoruz.

İnsanın duygusal arka planı bu şekilde. Şimdi insanın bu duygusal durum ile karşısına hayatta çıkan seçeneklere ve karar noktalarında bakalım.

Sizin hikayeniz ne?

Sizin hikayeniz ne?

Seçimler

İlkokulda öğrencisiniz, fen-matematik; eşit ağırlık ve sosyal bilimler disiplinleri arasından seçim yapmanız gerekiyor.

Üniversite seçimi dönemine gelmişsiniz, önünüzde bir çok seçenek: Hangi bölümü seçeceksiniz? Seçiminizi bölüme göre mi, üniversitenin prestijine göre mi yapacaksınız? Bölüm seçerken ders içeriklerine ve hangi konuyu öğrenmek konusunda meraklı olduğunuzu mu hesaba katacaksınız, yoksa mezun olduktan sonra hangi işi yapacağınızı mı?

İş hayatına başlamak üzeresiniz, önünüzde yüzlerce şirket, yüzlerce farklı iş alanı. Girdiğiniz iş alanının sizi tanımlayacağını ve kimliğiniz haline geleceğini düşündüğünüz için üzerinizde daha da fazla baskı hissediyorsunuz. Dijital pazarlamayla mı ilgilenmelisiniz, web dizaynla mı? Büyük 4’ten birinde iş bulup denetim ve finans alanında mı derinleşmelisiniz, insan kaynaklarında mı çalışmaya başlamalısınız?  Artılar, eksiler, artılar, eksiler.

Kariyerinizin bir kaç senesini tamamladınız. Aynı işte mi devam etmelisiniz, %12,6 daha fazla maaş verdiği için rakip şirketten benzer pozisyon için gelen teklifi mi kabul etmelisiniz? Terfi etmek ve yönetici koltuğuna oturmak için sabır mı etmelisiniz, yoksa dikey olarak yaptığınız işte mi uzmanlaşmalısınız? Belki bugüne kadar çalıştığınız iş sizin becerileriniz ve zevk aldıklarınızla uyumlu değildi. Uzmanlık alanı değiştirebilir misiniz? Sektör değiştirebilir misiniz?

Neredeyse 15 yıldır çalışıyorsunuz. Hayatınızın sonuna kadar bu mesleği mi yapacaksınız? Emeklilik hayali mi kuruyorsunuz yoksa ölene kadar çalışmayı mı tercih edersiniz? Ürettiğiniz hangi işlerden gurur duyuyorsunuz ve gelecekte daha da gurur duyacağınız işleri üretmek için nasıl kariyer hareketleri yapmalısınız? Hayatın her geçen sene daha da pahalılaştığını, gelir seviyeniz ile birlikte masraflarınızın da doğru orantılı arttığını hissettiniz. Mortgage, çocuğun okulu derken, bir bakmışsınız şirketinizin size sunduğu o maaş, bir “altın kelepçe” olmuş. Hayat kısa, risk almalı diye mi düşünüyorsunuz yoksa çoktan hayallerden vazgeçmeli ve iş güvenliğini arttıracak seçimler yapmalı diye mi düşünüyorsunuz.

Aslında önemli olan tek bir seçim var. Hikayenizi seçmek.

Mantığın Sınırları

ilk olarak, bu soruların tekil ve tartışmasız doğru cevapları yok. İkincisi, kişiden kişiye değişecek bu cevaplar, zamandan zamana da değişir. Yani hayatta bir noktada size yanlış gözüken bir seçiminiz, gelecekten geçmişe dönüp baktığınızda çok mantıklı ve doğru gözükebilir. Üçüncüsü, bu cevapları verirken, her dönemeçte, yani karar noktasında artıları ve eksileri tartarak “mantıksal” kararlar veremezsiniz. Bunun için çok fazla değişken var.

Yani özetle, karşılaştığınız her kararı mantıksal fayda zarar analizi yaparak çözümlemek ve bu şekilde doğru kararlar almak mümkün değil.

Peki çözüm ne?

İnanın çözüm, sanılanın aksine, madem mantık bu kararları vermek için yetmiyor diye bir mantık kurduktan sonra “kalbimizin sesini dinlemek” değil. Çözüm hikayenizi seçmek. Size hayat boyu tüm seçimlerde rehber olması için kendi hikayenizi keşfedin.

Çözüm, “mantığı” anlam duygusuyla birleştirerek kişiye zor dönemeçlerde ışık tutacak bir rehber belirlemekte. Yani mantığın tek başına yetmediği yerde, kurtuluşumuz mantıktan vazgeçmek değil, onu nasıl daha işler ve duygularla/içgüdülerle konuşur hale getirebiliriz diye sormakta. 

Bunu yapmak için benim önerdiğim ve gerek eğitimlerde gerekse kariyer danışmanlıklarında gündeme tekrar tekrar getirdiğim yöntem “kendi hikayenizi keşfetmek”.

Biz kendimiz onu anlamlı hale getirmediğimiz sürece insan hayatı son derece sıradan olabilir. Doğar, yer içer tüketir, basit bir kaç toplumsal görevi yerine getirir ve ölürüz. Ancak insan hayatı, eğer bir adanmışlık, üretme isteği ve gelişme isteği etrafına kuruluysa aynı zamanda çok değerli de olabilir.

Bir kaç gün önce Halil İnalcık vefat etti. Gündeme gelmesiyle geçtiğimiz aylarda vermiş olduğu bir röportajı okuyordum. Kendine Osmanlı Tarihini anlamak çevresinde bir yaşam gayesi belirlediğini ve yaşadığı her gün bu hedefe ulaşmak uğruna çalıştığını, bunu da zevkle yaptığını ifade ediyor. Çok iyi gelir sahibi olduğumuz işlerde bile, kaçımız aynısını söyleyebiliyoruz? Hiç tembellik yapıyor musunuz sorusuna, hayır diye cevap veriyor.  Onun bize önerisi şu: “Manalı bir hayat için kendinize uzak, büyük bir gaye koyun. Sonra da onu gerçekleştirmek için çok çalışın.” İşte bu tür bir adanmışlık, ancak kendi hikayesinin ne olduğunu keşfetmiş bir insan için mümkün.

Öldüğünüzde sizin hakkınızda konuşan insanlar sizi nasıl hatırlasın, hangi eylemleriniz ve işlerinizle ansın istiyorsunuz?

Önce kendi ailenizde, sonra mahallenizde ve şehrinizde, sonra ülkenizde ve en son da dünyada nasıl bir etki yaratmak istiyorsunuz?

Etki kuvvetiniz ne kadar küçük veya büyük olduğu önemli değil, ancak hikayenin hangi tarafında olduğunuz önemli. Bu dünyanın güzelleşmesine mi katkıda bulundunuz, yozlaşmasına mı?

Sizce çevrenizde ve dünyadaki en büyük sorunlar ne? Bu sorunlardan hangisini çözmek için çalışıyorsunuz? Kişisel kazanç dışında ne uğruna uğraşıyorsunuz?

Direk veya dolaylı, nasıl bir etki, nasıl bir kültürel ve duygusal miras bırakmak istiyorsunuz?

Hikayeniz ne?

Ben kendi hikayemin merkezine insan davranışını anlamayı koydum. Tüm işlerimde doğrudan veya dolaylı olarak bu gaye için çalışıyorum. Bu yüzyılın, insanoğlunun yaşadığı son yüzyıl olma ihtimalinin de, uzaya hükmedecek bir medeniyete dönüşmek yolundaki ilk yüzyılı olma ihtimalinin de farkındayım. Değişimin doğru tarafında yer almaya çalışıyorum, etkim ne kadar küçük de olsa.

*

Sizin hikayeniz ne? Kendinize en sık sormanız gereken soru bu.

Çocukların iç dünyasını zenginleştirmenin daha güzel bir dünya yarattığına inanıyor ve bunu yapmanın en iyi yolunun iyi bir animasyon sanatçısı olmaktan geçtiğine inanıyor olabilirsiniz. Hikayeniz, olmayan ütopik dünyalar yaratarak iyi bir geleceğin hayalini kurdurmak olabilir.

Empatinin ve daha çok hissetmenin hayatı daha yaşanır bir hale getirdiğine ve bunun en iyi yönteminin iyi müzik yapmak olduğuna inanıyor olabilirsiniz. Sizin hikayeniz, insanları gündelik hayatlarında daha iyi müzikle buluşturmak ve ruh dünyalarını doğrudan etkilemek olabilir.

Gelir adaletsizliğinin toplumsal ve kolektif gelişimin önündeki en büyük engel olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Bunu çözmek için en iyi yöntemin finans alanında bilgi kazanmak ve 3. dünya ülkelerinde mikro-kredi hizmetleri kurmak olduğuna inanıyor olabilirsiniz. Sizin hikayeniz, bunu gerçekleştirmek için harcanan bir hayat olabilir.

İletişim çağında yaşadığımızı ve insanlarda en büyük etkinin doğru iletişim ve pazarlama stratejileri ile yaratıldığını düşünüyor olabilirsiniz. İnsanları açgözlülük ve ego ihtiyaçları yerine, sosyal sorumluluk sahibi alışverişler yapmaya ikna etmek sizin hikayeniz olabilir.

*

Örnekler sonsuz… Eğer ilham almaya ihtiyacınız var ise de kendinize “Dünya’nın en büyük problemleri neler?” sorusunu sormanızı ve etkinizin ne kadar küçük olduğuna aldırmadan o hedefe yönelik çalışmanızı öneririm.

Değerli olan sadece sonuca ulaşmak değil, çalışmanın&çabanın kendisidir. İyi bir hayat için yapılması gereken ilk şey ise, insanoğlunun tarihsel gelişiminde doğru tarafta olmaktır.

Kendi Hikayesini keşfetmiş olanlar, sizin yaşadıklarınız ne?

www.ozandagdeviren.com

Bu yazının birinci bölümü: Yeni Mezunların Gelecek Dertleri (Bölüm 1: Realistik Optimizm)

 

Üniversite mezunlarının, üniversite seçimi yapacakların, iş hayatına atılanların karar süreçlerinde destek olmak amacıyla hazırladığımız sohbetlerin ikinci bölümünde şu konuları tartıştık:

  • Kariyer seçimi yapmak, nasıl çocukken ilgi duyduklarınızı bulmakla başlıyor?
  • Başarısızlık korkusu nasıl bizi eyleme geçmekten alıkoyuyor?
  • Kendini farket ve keşfet! Ama nasıl? Kendini keşfetmek pasif bir süreç değildir.
  • Akış yaşadığınız noktaları bulun ve kaçırmayın.
  • “Ben kimim?” diye sordurtan küçük anları yakalamak.
  • Hangi kavgaları seçiyoruz, hangi kavgalardan kaçıyoruz?
  • Kendinizi yazışmalarda ve ilk temaslarda doğru ifade edebilmeniz kritik.

 

Bu sohbetten faydalandıysanız ve keyif aldıysanız gelecek güncellemeleri kaçırmamak için sol taraftan mail grubuna katılın.  Aklınızdaki soruları ise tereddüt etmeden sorun ve yorumlarınızı lütfen paylaşın.

Sevgiler,
Ozan.

Yönetim, Liderlik, Satış ve Kariyer konusunda yazan ve araştıran Furkan Karagöz‘ün daveti üzerine gerçekleştirdiğimiz röportajı olduğu gibi paylaşıyorum.

 

Ozan Bey Merhaba, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ediyorum. Okuyucularımız için oldukça keyifli bir röportajı gerçekleştirdik.

-Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız? Kendinizi bir profesyonel olarak nasıl tanımlarsınız? Hikayenizi okuyucularımız oldukça merak ediyor.

Merhabalar,

İnsanın kendisini doğru anlatması öncelikle ne yapmak istediğini ve bunları nasıl yapmak istediğine dayanıyor. Doğal olarak da bu bir yolculuk. Ben bu yolculukta uzun zamandır İnsan Davranışı alanında ilerlemek istediğimi biliyorum ancak bunu nasıl yapacağımla ilgili  farklı yöntemler denemiştim. Bir dönem Pazar Araştırma ve Yönetim Danışmanlığı gibi sektörlerde çalıştım. Uzun sayılabilecek bir süre de (3 yıl) Turkcell’de İK iş ortağı ve İşe Alım Uzmanı olarak çalıştım. 2016 itibariyle de çabalarımı Kariyer Danışmanlığı, Kurumsal Eğitimler ve Girişimcilik faaliyetlerine yönlendiriyorum. Biri Türkçe (Sorgulayarak Mutlu Kalma Sanatı) biri İngilizce (Creative Hiring) isimli iki kitabım var. Üçüncüsü yolda.

 

-Bugün iş dünyasına giren ve girmeye çalışan birçok yeni mezun var. Hepsi kariyeri ile ilgili adımlar atmak istiyorlar. Nereden başlamaları gerekiyor? Kariyer planlamada nasıl bir başlangıç yapmalılar?

 

Bu aslında çok önemli ama bir o kadar da tek cevap vermesi zor bir konu. Buradaki asıl sorumluluk bu kararı alacak olan kişilerde. İlk önce kendilerine karşı dürüst olmaları ve toplumsal baskılardan arınarak hangi iş alanlarında çalışmak istediklerini nasıl zevkleri ve yetenekleri olduğuna bakarak belirlemeleri gerekiyor. Bu da tabi ki pasif, yani bekleye bekleyen yaşanan bir süreç değil. Aktif arayış çok önemli. Aktif arayıştan kastım ise hayatta mümkün olduğunca çok yeni şey deneyimlemek, yeni yerler görmek, insanlarla tanışmak, yeni şeyler yapmak. Ne kadar çok yaşarsanız, neyi sevdiğinizi, neyi yapmak istediğinizi o kadar net keşfetme şansı bulursunuz.

Bu konuda Yeni Mezun Dertleri isimi çok yeni bir sohbet/podcast serisi başlattık. Özellikle önemli karar aşamalarında olanları dinlemeye davet ederim.

 

-Giderek artan rekabet iş dünyasında da birçok zorluk ortaya çıkmasına sebep oluyor. Bu durum insan kaynağı için de geçerli. Peki bu durumda iş dünyasındaki profesyoneller nasıl rakiplerinden öne çıkacaklar? Nasıl fark yaratacaklar?

Fark yaratmak için bir konuda ÇOK İYİ olmak en garanti yol. “Kapital” yani aslında “sermaye” kelimesini bir kaç türevi vardır biliyorsunuz. Tek sermaye parasal sermaye değildir. Örneğin bir sermaye türü “kültürel sermaye”dir, ne kadar kültür sahibi olduğunuz, dünyayı, hayatı, sanatı, bilimi ne kadar anladığınız ve sindirdiğiniz kültürel sermayenizi belirler. Yine sosyal çevre bir sermayedir. Kısaca “network sermayesi” diyebiliriz. Ne seviyede, ne yakınlıkta ve ne mevkilerde tanıdıklarınızın olduğu sizini network sermayenizi belirler. En önemli ve en etkili sermaye ise “entellektüel sermaye” ya da “bilgi sermayesi”dir. Bunu kimse elinizden alamaz ve hayat boyu azalmaz, artar. Bu sermayelere yaptığınız yatırım, en az para sermayesi kadar değerlidir. Bu yüzden sürekli gelişime açık olmak gerekir. Ancak entellektüel sermayeyi paraya nasıl çevireceğinizi ise yine sizin bulmanız gerekir.

Bir konuda çok iyi olmak, o konuda çok kuvvetli bir bilgi sermayesine sahip olmak için ise en başta o konu ile yakından “ilgili” olmak ve “merak etmek” gereklidir. O yüzden benim önerim, işin orjin noktasına “hangi konularda meraklıyım ve tutkuluyum?” sorusunu sormak ve bunun üzerine sermaye inşa etmeye başlamaktır.

 

-İşin bir de işveren markası tarafı var. İşverenler yani firmalar yetenek bulmakta zorlanıyorlar ve yetenekleri elde tutmakta zorluklar yaşıyorlar. Bunun için firmaların insan kaynakları neler yapabilir?

 

Artık çalışanlar ile şirketler arasında onlarca yıl sürecek sadakat anlaşmalarının yapıldığı dönem geçti. Çalışanlar yaptıkları işin anlamlı ve değerli olmasını istiyorlar. Şirketin uzun vadeli hedefini anlamak, kendi becerileriyle örtüşen ve fayda sağladıkları işlerde çalışmak istiyorlar. Bunun dışında saygıyla davranılmak, adil ödeme ve yan haklar sistemleri ile karşılaşmak ve doğru terfi ve yükselme ihtimallerinin önünün açık olduğunu görmek istiyorlar.

İyi bir işveren markası, en başta doğru bir hikaye yaratır. Bu hikayenin merkezine de EVP’yi (Employer Value Proposition) yani, İşveren Değer Önermesini koyar. Tüm işveren markası pazarlama eforu da bunun etrafında kurgulanır. Bu yüzden firmaların ilk önce özlerine dönüp, bu şirket niye var, nasıl bir değer üretiyor,  sorularını kendilerine sormaları ve bunun üzerine bir strateji inşa etmeleri gerekiyor. Bu konuda Simon Sinek’in Start With Why isimli konuşmasını ve çalışmasını kuvvetle öneririm.

 

-Bazı global ve kurumsal firmalar özellikle yetenekli çalışanları için kariyer planlaması yapıyorlar. Bu yeterli mi? Profesyoneller için insan kaynakları departmanlarının yaptığı planlamalar yeterli oluyor mu? Her profesyonel kendi kariyer gelişiminden sorumlu olarak mı hareket etmeli?

 

Kariyer planlamasını yapmak, asli olarak çalışanın kendisinin görevi ve sorumluluğudur. Artık her kişi bir marka veya kendi becerileri ve gelişim olanları olan bir “şirket”. Yani herkes kendi vücudunda barındırdığı bu şirketin başarılı olmasını sağlamak uğruna çalışmak, gelişmek, doğru stratejik kararları almak ve eforunu doğru yönlendirmek zorunda. Kariyer Danışmanlığı çalışmalarımda sık sık karşılaşıyorum, işin en zor kısmı kişinin “kendi hikayesini” keşfetmesi. Bunu çözdükten sonra gerisi geliyor.

Diğer yandan şirketlerin sorumluluğu çalışanlarına karşı açık olmak ve onların önünü açmak noktasında. Zaten en baştan, artık bir çalışanın şirkete girip, orada idealde 7 yıl çalışacağına ilişkin bir kariyer planlaması yapılmamalı. Kişilerin iş değiştirme aralıkları arttı, şirketlerde çalıştıkları süreler kısaldı. Bunu dikkate alacak, yüksek tempolu, çalışanların sadece kendi iş tanımları ile sınırlı kalmadan ek sorumluluklar alabilecekleri, daha esnek ve daha yatay yapılar tasarlanmalı. Özellikle ek sorumluluk almaya esnek olarak fırsat veren, kişilerin yeteneklerini ortaya koymasına izin veren kurumsal yapılarda sadakat ve çalışan performansının daha yüksek olduğunu gözlemliyorum.

 

-Başarılı bir profesyonel olabilmek yani iyi ve başarılı bir kariyere sahip olabilmek için iş hayatının ilk yıllarında ne yapmak gerekiyor?

 

İyi gözlemlemek çok önemli. Sadece işin nasıl yapıldığını öğrenmek değil kastım, aynı zamanda daha geniş bakarak, iş hayatı nasıl işliyor, bir kurum kültürünün insanlar üzerindeki etkileri neler, güç ilişkileri, politik ilişkiler, ilişki yönetimi teknikleri gibi konular da gözlemlenmeli.  İkincisi ise daha önce yazdığım gibi Dengeyi Uzun Vade’de Aramak. Kısa vadede iş yaşam dengesi bozulabilir ancak “değer mi” sorusuna cevap verirken uzun vadeli düşünmek gerekiyor.

-Bugün hem ülkemiz hem de dünyamız için başarılı girişimcilere ihtiyacımız var. Girişimci olmak isteyen okuyucularımız için ne tavsiye edersiniz?

Girişimcilik bir ekosistem meselesi. Sadece doğru fikre sahip olmak yeterli değil. Doğru ortakları bulabilmek, doğru teknik/ticari eşleşmeleri sağlamak, kuluçka merkezleri ile yakın çalışmak, yatırımcı desteğini takip etmek gibi konular başarıyı belirliyor. Bu yüzden girişimci olmak isteyen kişiler en başta, kendilerini bu girişimcilik ekosisteminin içerisine sokmalı, network ve ilişki geliştirmeliler. İkincisi; girişimciliğin en özündeki düşünce insanların gerçekten ihtiyacı olan bir hizmet ve ürünü onlara vermektir, bunun içinde “İnsanların neye ihtiyacı var?” sorusunu sormak gerekli. Bu soruya herkesin cevabı farklı olacaktır, ki bu farklılıklar da farklı girişimlerin başlangıç noktasını oluşturur. Üçüncüsü; bu alanda dünyaca ünlü başarılı girişimcilerin, Peter Thiel’lerin, Elon Musk’ların, Gary Vaynerchuck’ların hikayelerini okumalı, doğru yaptıklarını tekrarlamalı, hatalarından da öğrenmeliyiz.

 

-Siz de kariyer danışmanlığı hizmeti veriyorsunuz. Bu hizmeti alan danışanlarınızın kariyerlerinde nasıl bir değişim oluyor? Sizinle çalıştıktan sonra ne gibi kazanımlar elde ediyorlar?

 

Kariyer planlaması yapmak oldukça zor ve karmaşık bir süreç. Hele ki Türkiye’de. En başta kişinin kendi hikayesini keşfetmesi, Türkiye veya Yurtdışı piyasasındaki iş fırsatlarını bilmesi, hangi kariyer rotasının bir kaç yıl sonra nereye götüreceğini hesaplaması ve tüm bu seçimlerini içinde bulunduğu hayatın engel ve zorluklarıyla örtüştürmesi gerekiyor. Ben bu karar süreçlerinin tamamında hem sosyolojik ve psikolojik eğitim ve arka planımı kullanarak hem de İşe Alım ve Yönetim Danışmanlığı alanındaki tecrübelerimi ve saha bilgimi dahil ederek mümkün en iyi desteği vermeyi hedefliyorum. Birlikte çalışma şansı bulduğum kişilerin en büyük kazanımı kendi becerileri ile uygun, yapmaktan zevk aldıkları,  gelecek hedefleri ile uyumlu işlere doğru ilerlemeye başlamak oluyor. “İyi bir hayatın” kendimizden büyük bir sorun bulup onun uğruna çalışmakla yakından alakalı olduğunu da düşünüyorum. Bu yüzden yaptığımız işler sadece maddi kazanca yaramamalı aynı zamanda anlam duygusuna da cevap vermeli. Birlikte yaptığımız çalışmaların özünde bu iki koşulu da tatmin edecek formüller bulmak ve gelecek stratejileri çizmek yatıyor.

Tüm bunlara ek olarak doğru CV yazma, iş görüşmesi teknikleri, etkili ifade biçimleri, doğru ön-yazı veya tanışma metni oluşturma gibi teknik konularda da severek yardımcı oluyorum.

 

-Röportaj için tekrar teşekkür ediyoruz. Son olarak eklemek istediğiniz birşey var mıdır?

www.ozandagdeviren.com a girdiğinizde karşınıza çıkan ekrandan özel posta grubuma dahil olmaya davet ederim. Buraya üye olarak gelecek yazıları ve yeni projelerimi kaçırmadığınızdan emin olabilirsiniz. Üçüncü kitap için geribildirim alacağım kişileri bu grup içerisinden seçmeyi planlıyorum.

Gelen mesajları cevapsız bırakmıyorum, ilgili olduğum konulardaki sorularınızı iletisim@ozandagdeviren.com üzerinden bana sorabilirsiniz.

Teşekkürler.

Şu ana kadar yaptığım işlerde tek bir ortak tema var ise, o da insanları tanıma çabasıdır. Dürüst olmak gerekirse bundan çok memnunum. İnsan davranışını ve düşüncesini analiz etmek yıllardır beni en heyecanlandıran konu oldu.

Bu yolculuğa ilk olarak yaklaşık oniki yıl önce psikoloji kuramları ile tanışmaya başladığımda çıktım. Psikoloji’ye olan merakımın gelişmesinde ve üzerimde etkisi olan hocalarım Ersin Aybars ve Sema Ulcay’ı sevgiyle anıyorum.  O günden bugüne, hem psikoloji hem sosyoloji alanında birbirinden heyecanlı ve için dolu kavramları tanıma, kafa yorma ve yorumlama şansım oldu.

İş hayatında biraz psikoterapi, biraz pazar araştırma, biraz yönetim danışmanlığı, çokça da işe alım ve insan kaynakları derken hep insan davranışını ve düşüncesini analiz etme becerisini geliştirebileceğim işlerde zaman geçirmeye özen gösterdim. Bu yolda öğrendiklerim ve başlıca gözlemlediklerimi kullanarak ilk kitabım Sorgulayarak Mutlu Kalma Sanatı’nı yazmıştım. Şimdi de bir yandan üçüncü kitap üzerinde çalışıyorum, ancak o zamana kadar bazı “daha hafif” gözlemlerimi paylaşmak isterim.

Gerçekten içten gülen insan sayısı çok az.

    • Hem kişisel tanışmaları, hem kurumsal karşılaşmaları dahil ederek söylüyorum, gülmek ve gülümsemek nezaketin temel gerekliliklerinden olarak görülüyor. “Kendim gibi olacağım” ve “içten davranacağım” düşüncesi ile katıldığınız bir toplantıda hiç gülümsemeyi deneyin. Çoğu insandan “iyi misin,” “her şey yolunda mı,” gibi sorular alacaksınızdır. Yani gülmek ve gülümsemek bir tercih değil, bir mecburiyet.
    • İnsanlar sadece ağızları ile gülüyorlar. Türkiye’de mikro-ifadeler konusunu en iyi anlatan kişi Oğuz Benlioğlu ile bir süre yakın çalışma şansımız oldu. Onun da öğrettiği üzere, gerçek gülümseme ağız ile değil, göz kaslarıyla oluyor. Ben çoğu insana baktığımda gülümseyen ağızların arkasına saklanmış, ciddi bakan gözler görüyorum. Bir insanın yüzü bile aynı anda iki farklı şey söylüyorken, sözlerine güvenmek ne kadar mümkün?
    • Gülümsemek ve yakınlık göstermek, agresyonu gizlemek için kullanılıyor. En agresif ve rekabetçi profillerin en yüksek sesle gülenler olduğunu gözlemledim. Eğer kişi kendisi için değil, başkalarına göstermek için gülüyorsa güvenmek konusunda alarm çanları çalmalı.

  • İnsanları en çok korkuları yönetiyor.
    • Çoğu insana “sizi en çok ne korkutuyor,” diye sorsanız alacağınız cevaplar jenerik olacaktır. Örümcek, yükseklik, karanlık vb… İnsanlar bunlardan da korkuyor tabi ki, ancak asıl en büyük korkularını kendilerine dahi itiraf etmekten korkuyorlar. En gerçek korkular, dillendirmeye cesaret edemediklerimiz. Anne-babayı kaybetmek, çocuğunu veya eşini kaybetmek, sahip olduğu evi, arabayı kaybetmek, çevresindeki insanlar karşısında küçük düşmek ve onurunu kaybetmek, statüsünü kaybetmek, önem verdiği insanların gözündeki sevgi ve saygıyı kaybetmek. Bunların hepsinin üstünde ise insanın asıl korktuğu şey kendi hayatını kaybetmek veya anlamsız, değersiz bir hayat yaşayarak kendi ömrünü boşa harcamış olmak.
    • Çoğu insan hayatında daha çok anlam istiyor, ancak anlama ulaşmak için risk alması gerektiğinde en kötü senaryoyu düşünüyor ve doğru risk değerlendirmesi yapamıyor. Kötüyü düşünmek insanın hayatta kalmasını sağlayan basit ve çok eski bir mekanizma. Çalının arkasındaki vahşi hayvan tarafından parçalanma ihtimalini düşünmek insanın hayatta kalmasını sağlamış ve bu basit refleks çok fazla hayat kurtarmış olabilir tarihimizde. Ancak bugün içinde bulunduğumuz dünyadaki riskler hem çok fazla, hem de çok daha karmaşık. Bu riskleri doğru analiz edebilmek için benzer şekilde omurilikten gelen korkularla değil, akılcı ve mantıksal analizlerle ilerlemek gerekiyor. Ancak bu, doğamızın bizim lehimize değil, alehimize çalıştığı alanlardan biri. Çoğu insan korkuları tarafından yönetiliyor ve doğru seçimlere götürecek risk analizlerini yapamıyor.
    • İnsanlar her şeyden çok yalnızlıktan korkuyorlar. Özellikle şehir hayatında her şeyden çok aitlik duygusu peşinden koşuyorlar. Mantıklarına yanlış gelse bile kalabalığın yaptığı seçimleri yaparak güvende hissediyorlar. Metro çıkışında en yakın kapının sağda kaldığını bilen ama herkes sola gittiği için sola dönmüş olmayan var mı?

İnsanlar yalnız hissediyorlar.

  • Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol dönemi sona erdi. Artık arkadaşlık size biçilen rolü doğru yerine getirmekten geçiyor. Sosyalleşeceğiniz grupların normlarına uyma ihtiyacı yüksek.
  • Herkesin her an ulaşılabilir olduğu gerçeği, buluşulan zamanların kıymetini azaltıyor. Sürekli ne kaçırıyorum duygusunu kronik olarak yaşayan insanlar birlikte oldukları kişiye tam olarak odaklanamıyor ve o anı yaşamıyorlar.
  • Hem iş dünyasının rekabeti, hem özel hayatta çok fazla mesaj ve medya(müzik, video, yazı, vb.) insanları sürekli üst viteslerde hayatı yaşamaya itiyor. İnsanlar vites düşürülmesi gereken yerlerde yavaşlayamıyorlar. Ankara – İstanbul otobanında hızlı gitmek gerekebilir, ancak doğanın içinde toprak bir yolda gidiyorsanız hız yapmanız faydanıza değil zararınıza olur. Hem arabaya, hem kendi keyfinize zarar verirsiniz.

 

Özetle içtenlik eksikliği, korku ve yalnızlık endişesi çoğu insanın hareketlerinin arkasına dikkatli baktığınızda net olarak görebileceğiniz davranışsal etkenleri.

Kronik, genelgeçer ve yaygınlar.

Gündelik hayatta kızdığınız kişilerin davranışlarının arkasında bu duyguların olduğunu hatırlamak farklı bir bakış açısı katabilir.