Hiç bekletmeden, “Kariyer Okulu” serisinin ikinci videosunu paylaşıyorum.

Bu girişimden şurada bahsetmiştim. Önerim, ilk videodan başlamanızdır.

Kariyer Okulu Ders 2: Neden Çalıştığın Önemlidir

(hatta çoğu zaman o işi “neden” yaptığın, “ne” iş yaptığından bile önemlidir.)

Gitmişken kanala üye olmadan dönmeyin, düzenli olarak bu ve benzer konularda yeni videolar paylaşacağım.

Talepkar Olun: Daha Çok Verin, Daha Çok İsteyin

Bazı ilişkilerin nasıl yaşanacağını sosyal kurallar ve kabuller belirler. Bazı ilişkiler ise pazar koşulları tarafından belirlenir ve yaşanır.
Örneğin ailenizdeki bireyler arasındaki yardımlaşma alışverişlerinde “aile ilişkileri” sosyal normları belirleyicidir. Kültürden kültüre, aileden aileye değişebilir, ancak genellikle kendi için belirli tutarlılık taşır. Arkadaşlık ilişkileri için de benzerlik çizmek mümkün. Bir arkadaş taşınırken sizden yardım isteyebilir. Siz de ondan günü gelir arabasını ödünç alırsınız. Bu ilişkileri içerisinde para konuşulmaz. Konuşulrsa da ya ilişki gerilir ya da durum en iyi halde tatsız karşılanır. Bu ilişkileri sosyal kurallar yürütür.
Öte yandan bazı ilişkiler pazarın (yani para alış-verişinin) dinamikleri tarafından şekillenir. Araç kiralarsınız, günlük ücreti bellidir. Yemek yersiniz, menüde fiyatı net olarak yazar. Taşınma şirketi kullanırsınız, fiyatta pazarlık yapar ve anlaşırsınız. Pazarın şekillendirdiği ilişkilerde alınan ve verilen bellidir. Bu ayrımı Predictably Irrational kitabında Dan Ariely net şekilde ortaya koyar. (Türkçe’ye Akıldışı Ama Öngörülebilir olarak çevirildi, aldığımız kararların arkasındaki “saçmalıkları” çok güzel ortaya koyan bir kitap. Öneririm.)

Sorun nerede?

Sorun, bu iki farklı dünya birbiri ile çarpışmaya başladığında çıkıyor. Ev taşımanıza yardımcı olan arkadaşınız giderken cebine para sıkıştırmaya çalıştığınızı düşünün. Pek hoş bir durum değil. Tersinde de sıkıntı var, yani ticari bir ilişki sosyal normlarla yapılmaya başladığında hatlar yine karışır, kısadevre gerçekleşir. (Bkz. “arkadaşla iş yapılmaz” deyişi.)

İş Hayatı

Bu iki dünyanın birbiri ile çarpıştığı en net alan belki de kurumsal çalışanın iş hayatı. İş hayatı, belki de olabilecek en net haliyle pazar koşulları tarafından regüle edilen (ya da edilmesi beklenen) bir alan. Çünkü aldığınız belli, vermeniz gereken belli. Nihayetinde iş sözleşmesi, “şu kadar paraya, şu işi yaparım” demek değil mi? Bu gerçeğin çok net ortada olmasına rağmen biri çıkıp dese ki, “Kurumsal iş hayatındaki ilişkiler pazar dinamikleri tarafından değil, sosyal kurallar ve ilişkiler tarafından yönetilir!” o da sonuna kadar haklı.

Yani kurumsal çalışanın iş hayatı bir tarafta pazar koşulları tarafından, bir tarafta da sosyal ilişki kuralları tarafından regüle edilir. Buyrun size yaşadığımız tüm sorunların en yalın sebebi.

İş hayatındaki yaşanan tüm sorunların temelinde sosyal ve ticari ilişki kurallarının birbirine… Click To Tweet

Takım arkadaşımızın bir yardıma ihtiyacı olur, yardım ederiz. Yönetici bir iş ister, elimizden geldiğince yaparız. Üst yönetim bir sorumluluk verir, layıkıyla yerine getirmek için uğraşırız. Tüm bunları yaparken gündelik hakim düşünce, “bunu yapayım, ay sonunda maaş alayım” düşüncesi kadar basit değildir. Arkadaşa ayıp etmeme, yöneticiye mahçup olmama, üst yönetime rezil olmama gibi, sosyal statü, kabul görme ve takdir görmeye ilişkin psikolojik ihtiyaçlar, davranışların asıl şekillendiricileridir.

İş hayatında tüm davranışlarını sadece pazarın regüle ettiği şekilde yaşayan iş arkadaşları, genelde ekiplerin en sevilmeyeni, en yardımsever olmayanı olarak algılanırlar. Diğer uçta ise, tamamen sosyal kabuller ve ilişkilerin kuralları üzerinden düşünen ve maaş-satılan zaman dinamiğini dikkate almayan kişiler, saf, naif veya fazlaca fedakar olarak algılanırlar. İşleri yine zordur.

Tarla’da çalışmasak da, yaptığımız tüm işler sosyal ve işbirliği etrafına örülü.

 

Çözüm nerede?

Tek kelimelik mükemmel bir çözüm elbette yok, çünkü durumun kendisi zaten karmaşık. O yüzden en iyi çözüm, bu iki çelişkiyi, duygusal zekayı doğru kullanarak iyi durumsal kararlar alabilmekten geçer. Yani bazı durumlarda sosyal ilişkilerin zarar görmesini engelleyecek hamleler yapmak, bazı durumlarda ise bunun bir pazar dinamiği olduğunu hatırlamak gerekir. İşte bu noktada, en çok atladığımız ve dikkat etmemiz gereken nokta ortaya çıkıyor: Doğru zamanda ve doğru ölçüde talepkar olmak.

Talepkar Olun

Sosyal kurallarla yürüyen ilişkiler, doğaları itibariyle tarafların içtenlikle karşı tarafa bir fayda önermelerine dayanır. Taraflar bir ihtiyaçları olduğunda “talep etmezler”. Ya kendileri bir şey “sunarlar” ya da sorar ve rica da bulunurlar.

Kurumsal iş hayatı içerisinde, hakettiğinizi alabilmenin önündeki en büyük engel, sosyal normlara duyulan yüksek sadakat sebebiyle bir şeyi “talep ederken” mahcubiyet yaşamak ve hatta talep etmekten tamamen kaçınmaktır.

Oysa ki bu ilişki, gündelik hayatta öyle hissetmesek de, sosyal koşullar kadar pazar koşulları (alış-veriş koşulları) tarafından da yönetilen bir ilişki olduğu için, kişilerin talep etme hakları vardır.

Yani özetle, verecekleriniz konusunda cömert olun, bol bol verin. Arkadaşlara yardımcı olun, gönüllü projelere katılın, elinizden geleni yapın ve ekibinize, yöneticinize, üst yönetime, şirketinize faydalı olabileceğiniz en üst düzeyde faydalı olun.

Ancak(!) zamanı ve yeri geldiğinde de talepkar olun. Daha çoğunu talep etmekten çekinmeyin.

Daha çok izin talep edin.
Daha çok maaş talep edin.
Terfi talep edin.
Yeni görevlerde yer alma şansı talep edin.
Yurtdışında deneyim yaşama şansı talep edin.
Şirketinizin size eğitim yatırımı yapmasını talep edin.

Daha iyi bir iş-hayat dengesi talep edin.

Siz hakettiğinizi talep edin, bırakın vermeyenler onlar olsun.

Altın Kelepçe ve İşten Ayrılma Korkusu

Özgür Müsün?

Eğer geçimini sağlamak için çalışmak zorunda olan %98’lik grup içerisindeyseniz, önünüzde kolay seçimler yok. Biri size sorsa, “Özgür müsün?” diye, “Evet,” dersiniz ama, aslında biliyoruz. Tam olarak özgür değiliz. Geçmişte yapmış olduğumuz seçimler ve kendimize yarattığımız konfor alanları gün gelmiş bizim sınırlarımız olmuşlar. Evet tüm seçimleri kendimiz yaptık, ancak sonuçlarını başından biliyor muyduk? Örneğin ev kredisine girmenin, çocuğu özel okula yazdırmanın, araba taksidi başlatmanın sonuçlarına hakim miydik?

Yeşil Şişe = Kurumsal Hayat (Temsili)

Gerçekten Hapis Miyiz?

Tabi ki de değiliz. İstediğimiz zaman mutlu olmayan işimizden ayrılabiliriz. İstediğimiz zaman iyi gitmeyen ortaklığımızı bitirebiliriz. İstediğimiz zaman okuduğumuz bölümü yarıda bırakıp ticarete girişebiliriz. Teknik olarak hiçbirinin önünde somut bir engel olmadığını düşünürüz. Gerçekten de somut bir engel  yok. Bir duvar yok. Bir zincir yok. Kapı açık, isteyen istediği zaman istifasını verip yürüyebilir.

Madem öyle, o zaman neden çalışmak istemediği işte 15 yılını geçiren insanlar var? Neden sevmediği ve ızdırap gelen ortaklıkları devam ettirenler, nefret ettiği bölümü okuyanlar var?

Belki orada duvar olsa-15  yıl içinde o duvarı kıracak insan-çözümleyemediği sebeplerle kendini kontrolü dışındaki bir sistemin parçası hissediyor. Bir kapanın içinde kaldığını düşünüyor.

Bunun Dünya’da yönetim danışmanları ve işe alım yapan kişiler tarafından kullanılan bir tabiri bile var. “Altın Kelepçe!”

Altın Kelepçe

Evet altın, ve çok değerli. Ama hala bir kelepçe olduğunu gizlemeye yetmiyor.

Şirket arabası, yıl sonu hevesle beklenen prim, spor salonundan indirip kuponlarına yan haklar, sağlık sigortalar, eşler ve çocuklar için haklar…  hepsi çok kıymetli.

Maaş’a yıldan yıla gelen artış, her ay düzenli gelir sahibi olmanın konforu ile girilen taksitler, yapılan alışverişler… hepsi büyük lüks.

Tanıdık iş arkadaşları, yıllardır aynı şirkette çalışmanın getirdiği rahatlık ve güven ortamı, artık bilinen bir isim olmak… hepsi güzel hisler.

Evet, bunların hepsi çok güzel ama kelepçe altın olsa da hala bir kelepçe.

Altın Kelepçe Nasıl Kırılır?

altın kelepçe

image credit: seanwes.com

 

Nasıl kırılırdan önce şunu sormak gerekli; neden kırmak gerekir? Şu yüzden; eğer siz o kelepçeyi kırmazsanız, her sene değeriniz düşer, kendinizi geliştirme fırsatlarından yoksun kalırsınız, zamanla iş arkadaşlarınız değişir ve bir şirketin “eski, güvenilir” çalışanlarından biri haline gelir ama hiçbir zaman tam potansiyelinize ulaşamazsınız. Sadece kariyerde yükselmek için değil, kaliteli işler yapmak, ürettiklerinizle gurur duymak (ama aynı zamanda daha çok kazanmak ve başarılı olmak için) daha iyi iş fırsatlarını sürekli takip etmeli ve doğru zamanda da geçişi gerçekleştirmelisiniz.

“Nasıl kırılır?” sorusuna gelince, cevabım şu: O kelepçenin altın olduğunu görmezden gelin. O zaman sizin gözünüzde bir değeri kalmayacak ve kırmak için gereken ilk adımı atmış olacaksınız.

Emin olun, işine değer katan, emeğini ve zekasını koyarak yapan ve değerli tecrübe sahibi biriyseniz, şu andaki işinizdeki faydaların aynısını ve hatta daha fazlasını başka bir yerde de bulabilirsiniz. Eğer mevcut altın kelepçenizi kırmaya korkuyorsanız, bunun muhtemel psikolojik altyapısı, kazandıklarınızı tam anlamıyla haketmediğinizi (ve bu yüzden başka bir yerde yakalayamayacağınızı) düşünmenizdir. Kazandıklarınızı son kuruşuna kadar hakettiğinizi düşünüyorsanız tereddüt etmeyin.

Dünya’nın gittiği yeri dikkatle okuyun, kendi becerilerinizi farkında olun ve yeni bir yol çizip peşine düşün.

Hangi becerilere odaklanmak gerektiği ve hangi yolun yolcusu olmak istediğiniz konusunda Robert Greene – Mastery isimli kitabını ve benim bir süredir bahsettiğim İten ve Çeken Faktörler (Pull vs Push) kavramlarını incelemenizi öneririm.